40 Yıllık Hatrın Mimarı…

marco-secchi-7BEEf5h0T84-unsplash
Fotoğraf: Marco Secchi-Unsplash

Anavatanı Arap yarımadası olduğu bilinen kahvenin kullanımı M.S 500 yıl kadar eski olduğu ve adını kahve üretiminin neredeyse tam yeri olan Güney Etiyopya’nın Kaffa şehrinden aldığı düşünülmektedir. Bir başka düşünceye göre ise isim kökeni Arapça’daki “Kahva” yani şarap anlamındaki kelimenin zamanla kahve ismini aldığıdır. Kahveyi ilk bulanlarsa Müslümanlar’dır. Türkiye’mizde hiç yetişmemesine rağmen kültürümüzün bir parçası olmuş nice şiirlerde şarkılarda romanlarda adı geçer olmuştur. Dahası pişirme ve sunum şekli ile dünyada “Türk Kahvesi” olarak da ünlenmiştir.

Kahvenin ülkemize girişinin 1550’li yıllarda Arap tüccarlar vasıtası ile olduğu düşünülmektedir. Saray mutfağında yerini alan kahve için zamanla padişaha kahve hazırlayıp sunum yapan “kahveci başı” kadrosunun bile oluşturulduğu görülmektedir. Hatta hazırlanan kahvelerin kalitesini arttırmak için farklı bölgelerden getirilen sular ile hazırlandığı da kaynaklarda yer alır. Kahvenin dünyaya yayılma şekli her ne kadar farklılıklar gösterse de hemen her kültürde iz bırakmış içimi ya da sunumu ile diğer içeceklerden kendini ayırmış girdiği her ülkede özel bir yere sahip olmuştur.

Örneğin İstanbul’da “kahve pişirilen yer” anlamına gelen Tahmis sokaktan yayılan kahve kokusu sanki bugüne kadar gelmiştir. Kahvenin Avrupa’ya yayılmasının bile Osmanlı’nın Viyana kuşatması sırasında olduğu düşünülmektedir. O dönemlerde Avrupalılar’ın hem korkulu rüyası hem de özendikleri  Osmanlılar’a benzemek için bizdekine benzer kahvehaneler kurdukları kaynaklarda yer almaktadır.

Anladığımıza göre kahve çekirdeklerinin kavrulduktan sonra öğütülerek kullanımı her kahve pişiriminde yapılan bir işlemdi. Kahveyi kavurup öğüterek kullanıma hazır hale getirip satışına başlayan ilk kişi de Kurukahveci Mehmet Efendi’dir. Kurukahveci Mehmet Efendinin halkın kullanımına hazır kahve satışına başlama tarihi 1871’dir.

Kültürümüze etkisi herkes tarafından malum olan kahve o kadar sevilerek ve anlamlar yüklenerek içilen bir içecek haline gelmiştir ki birlikte kahve içilen kişiye 40 yıllık bir hatır yükü bile yüklenmiştir. Günümüzde de kahve evlerimizden hiç eksik olmayan komşu çağırmaya, kız isteme merasiminde başlıca ikram olmaya ve arkadaş sohbetlerinin vazgeçilmezi olmaya da devam edecektir. Seven için ki ben şu ana kadar kahve sevmeyen birine rastlamadım büyülü bir kokuya sahiptir kahve. Daha içmeden kokusu ile sizi cezp eder. “Yorgunluk kahvesi içmek” diye bir terim vardır mesela. Gerçekten de ayaklarınıza inen karasuları alır götürür sanki içtiğiniz kahve. Daha oralara gelmeden ilk içilen kahveler sabah kahveleridir. Dilimizdeki “kahvaltı” kelimesi bile kahveden önce yenenler anlamına gelir. Her zevke göre sade, orta, şekerli kahvenin köpüksüzü hiç hoş karşılanmaz. Dinimize göre yasak olsa da içilen kahve fincanı hemen tabağına çevriliverir meşhur kahve falları için. Bir acı kahveni içerim deyimi de enteresandır mesela. Kahvenin harlı ateşte çabucak pişmiş ve kahve moleküllerinin daha fazla patlaması ile kahve tadının gerçekten de daha acı hale gelmesi günümüzde anlaşılsa da eskiler bunu damak tatları ile çoktan keşfetmiş ve acele yapılıp içilen kahveye acı kahve demişlerdir.

Fazlası kalpte çarpıntı, geç saatlerde içileni uykusuzluk yapabilen ama gündüz içtiğinde canlılık verendir kahve. Sağlık açısından da epeyce faydalıdır aslında ama her şey de olduğu gibi kararında içmek şartı ile.

Yapılan araştırmalara göre kahvenin metabolizmayı hafif de olsa hızlandırdığı, özellikle beyne olan kan dolaşımını arttırdığı, kişiyi daha dinç hissettirerek dikkatin daha da yoğunlaşmasını sağladığı bilinmektedir. İçinde B2,B5 vitaminleri ile Magnezyum, Potasyum, içerdiği ve son yapılan araştırmalara göre kahve içenlerin tip 2 diyabet, Alzheimer ve siroz hastalıklarına yakalanma risklerinin oldukça azaldığı tespit edilmiştir.