Adabı Muaşeret Kurallarına Göre Yaşamak…

muhammad-faiz-zulkeflee-Pj62Lzk4sMc-unsplash
Fotoğraf: Muhammad Faiz Zulkeflee-Unsplash

Bir arada yaşama içgüdüsü ile doğan ve sosyal bir varlık olan insanın elbette bu yaşantıyı belli kurallara bağlaması ve bunlara uyması gerekliliği doğmuştur. Hukuki kuralların alt yapısını oluşturan ve hukuki düzenden çok önce var olan ahlaki davranış kuralları en güzel surette yaratılan insanın yine en güzel şekilde yaşamasını amaçlamaktadır. İster ahlaki ister hukuki olarak kuralsız bir toplumun varacağı yer elbette kaos olacaktır. Bireysel yaşamımızda birlikte yaşadığımız ya da karşılaştığımız insanlara karşı davranışlar bütünü içindeki bu kurallar sofra adabıdan tutun misafir ağırlamaya, selamlaşmaya ve hatta devlet erkanı karşılamaya kadar pek çok alanda geçerlidir.

Hukuken görgü kurallarına uymamak suç değildir. Ancak toplum düzeni içinde zaman içinde oluşmuş bu kurallara uymayanlar cahil, bencil, kaba ve saygısız olarak tanımlanır ve genelde dışlanırlar. Bir dönem okullarımızda da okutulan görgü kuralları şimdilerde her ailenin görgü ve geleneğine göre çocuklarımıza verilmektedir.

Tek tek yazılacak olunursa birçok kalıp ve şekil içeren bu kurallara yine en güzel örnekler yüce Kitabımız Kur-an’ı Kerim’ de verilmiştir. Bu çerçevede Hz. Muhammed’ in incelik, nezaket, edep ve ahlak içinde sürdürdüğü mütevazı yaşantısı da dini açıdan bu kuralların kaynağı olarak görülebilir. İlgili ayetlere bakalım:

“Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisa Suresi, 86. Ayet)

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Hucurat Suresi, 11. Ayet)

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat Suresi, 12. Ayet)

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (Allah’a dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran Suresi, 159. Ayet)

“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman Suresi, 18. Ayet)

“Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!” (Lokman Suresi, 19. Ayet)

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsra, 23-24. Ayet)

“Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever.” (Al-i İmran Suresi, 134. Ayet)

Görüldüğü üzere Kur-an’ı Kerim’de en güzel şekilde yaratıldığı belirtilen insana yine en güzel şekilde davranması için belirlenen kurallara uyduğunda hem bu dünyada mutluluk hem de Allah’ın rahmetine muhatap olma şansı verilmektedir.