Allah’a Sadık Bir Müslüman Nasıl Olur?

faisal
Fotoğraf: ID 80918519 © Shahid Khan | Dreamstime.com

Kulluk, Allah’ın emir ve hükümlerine uygun bireysel ve sosyal davranışların tümünü içeren bir kavramdır.  Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili “Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir.” (Araf Suresi, 85. Ayet) buyrulur. Buradan anlaşılacağı üzere Allah’a layığı ile kulluk yapmak, İslam’ın en belirgin emirlerindendir. Bu kulluğu yaparken de salih ve sadık kimselerden olmaya gayret gösterilmelidir.

Sadık kulların en belirgin özellikleri: Allah’a sadık bir kul olmanın en belirgin özelliği sürekli ibadet halinde olmaları ve geceleri de ibadet ile ihya etmeleridir. Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan bir ayette, “De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!’ Doğrusu ancak akıl iz’an sahipleri bunu anlar.” (Zümer Suresi, 9. Ayet) Bu ayeti kerimede bilenler olarak işaret edilen grup, yalnız zorda olduğunda değil, her an Allah’ın varlığını bilen kimselerdir. Bu bilgi sayesinde dünyada bulunan diğer insanlara kul etmezler, kainatın tek sahibinin Allah olduğunu kavrarlar.

Hakiki kulluk nasıl olur? Allah için hakiki şekilde kulluk yapmak; iman ve takva sahibi olmak ile ibadet yapmak ve salih amel işlemekle olur. Bu kapsamda, hakiki kulların özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Dilini günah işlemekten sakınır; yalan söylemekten, iftira atmaktan, söz taşımaktan ve fitne çıkarmaktan imtina eder. Namazı dikkate alır ve mazereti olmadığı şartlarda namazı terk etmez. Yalnızca Allah’ın rızasına erişmek için sadaka verir ve yaptığı iyilikleri hiçbir zaman dile getirmez, başa kakmaz. Devamlı zikir halindedir, Allah’ın sıfatlarını ağızdan düşürmez. Hem dili hem de kalbi ile zikir çeker.

Aşırı tüketimden uzak durur. Yemede, içmede ve giyinmede aşırıya kaçmaz, israfa bulaşmaktan imtina eder. Dünya yaşamının fani olduğunun ve asıl olanın ahiret hayatı olduğunun bilincindedir. Attığı adımları ve işlediği amelleri, bu durumun farkında olarak yapar. Yalnızca Allah için sever ve rızkını da yalnızca O’nun yolunda harcar. Kendini övmez, kibir ve gurur gibi kalbi karartan huylardan uzak durur, devamlı olarak nefsi ile mücadele eder.

Sahabenin Hz. Muhammed’e sadakati: Hudeybiye Antlaşması imzalandıktan iki sene sonra, antlaşma 10 yıl geçerli olmasına rağmen, müşrikler tarafından müşrikler tarafından bir katliam ile bozulmuştur. Bunun üzerine Hz. Muhammed’in yaptığı barış teklifleri de defalarca reddedilmiş ancak sonunda Mekkeliler büyük bir korkuya düşmüştür. Bu korkunun ardından da Ebu Süfyan aracı olarak Medine’ye gönderilir. Buradaki Müslümanlardan kimse, kızı Ümmü Habibe de dahil olmak üzere, Ebu Süfyan’a yüz vermez.

Ümmü Habibe, bu esnada Peygamber Efendimiz’in eşidir. Kendisi, evine gelen babasının oturmak için yöneldiği minderi alarak ondan uzaklaştırır. Ebu Süfyan kızının bu davranışı karşısında hayrete düşer ve “Minderi mi bana, yoksa beni mi mindere layık görmedin?” diye sorar. Bunun üzerine Ümmü Habibe validemiz, “Bu minder Resulullah Efendimiz’e aittir. Sen necis bir müşrik olduğun için ona oturmaya asla layık değilsin.” diyerek cevap verir. Ebu Süfyan kızından gelen bu tepki karşısında hayrete düşer ve onun bir acayip olduğunu söyler. Bunun üzerine de Ümmü Habibe annemiz, “Hayır, Allah beni İslam ile şereflendirdi.” (İbn-i Hişam) der.

Bu kıssadan anlaşılacağı üzere Allah ve O’nun Resulüne olan iman, fani bütün ilişki ve çıkarların üzerindedir. Ümmü Habibe validemizin bu davranışı, sahabenin Peygamber Efendimiz’e olan sadakatinin en belirgin göstergesidir. Sahabe, kendi babası olsa bile İslam yolundan vazgeçmeyen salih ve sadık kullardan oluşur.