Zikretmenin Pozitif Etkisi

dreamstime_s_800597
Fotoğraf: Dreamstime

Allah’ı Her An Zikretmek

İnsan kelimesi köken ve anlam olarak çok eski olan Süryanice, Aramca gibi dillerde “kişi” olarak karşılık bulan fakat Arapça’da “kişi” anlamının yanında kök olarak “nisyan” kelimesi ile de bağdaştırılan bir kelimedir. Nisyan da insanın unutan bir varlık olmasını tanımlayan bir kelimedir.

Buradan hareketle “zikir” kelimesinin anlamı da TDV (Türk Diyanet Vakfı) Ansiklopedisi tanıma göre “Bir şeyi anmak, hatırlamak”tır. Kur’an-ı Kerim’de insanın unutan bir varlık olmasına sıkça atıfta bulunulur. Yaklaşık 20 sure içinde insanın unutması ile ilgili, okuyanı derinden sarsan uyarılar mevcuttur. Buna bir iki örnek verelim:

“Allah’ı unutup da Allah’ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkan kimselerdir.” (Haşr Suresi, 19. Ayet)

“Şeytan onları istila etmiş, onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. Onlar, şeytanın hizbidir. İyi bilin ki şeytanın hizbi kaybedecektir.” (Mucadele Suresi, 19. Ayet)

“İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman gönülden ve yakararak  Rabb’ine dua eder. Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden Allah’a dua ettiği hali unutur da, yolundan sapıtmak için Allah’a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! De ki: “Küfrünle biraz oyalan, çünkü sen, o ateşliklerdensin.” (Zümer Suresi, 8. Ayet)

Bunlar gibi birçok ayette geçen insanın bu “unutma” hali ve sonuçlarının neler olabileceği yüce Rabb’imiz tarafından hatırlatılmış ve insan bu şeytani tuzak konusunda ciddi olarak uyarılmıştır.

Ve yüce Rabb’imiz insanın hayat yolculuğunu sırat-ı müstakim üzere yapmasının yolunu da göstererek bu illetin ilacını “zikir” olarak vermiştir. Günümüzde mezheplere, çok farklı şekillerde ve içeriklerde yapılan zikirler mevcuttur. Fakat biz tabii ki Kur2an-ı Kerim’de anıldığı şekilde bakacağız zikir olgusuna.

Kur’an-ı Kerim’de içinde geçtiği ayet anlamlarına göre Allah’ı anmanın/zikretmenin; Besmele, tespih (suphanallah), hamdele (Elhamdülillah), tekbir (Allahuekber), istiğfar (Estağfurullah el Azim), tehlil (La ilahe İllallah) gibi şekillerde yapılabildiğini anlamaktayız.

Önemli bir husus ise Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı zikretme hallerinin herhangi bir şartının olmaması, diğer bazı ibadetlerde istenen şekil ve şartların aksine; abdestli/abdestsiz, gece/gündüz, oturarak/yatarak yapılabileceği, dil ile yapılan zikirden ziyade kalp ile yapılanın makbul olduğu gibi bilgiler ilgili ayetlerde vurgulanmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere insan bu hayat debdebesi içinde her anını Allah ile yaşamak zorundadır.

Dil ile kalp ile sessizce Allah’ı anmak, hiç akıldan çıkarmamak bir müminin en dikkat edeceği şey olmalı diyor Kur’an-ı Kerim. Zira Allah’ı anmaktan gaflet içinde olma boşluğunu şeytanın dolduracağını, bunun da sonuçlarının çok ağır olacağını anlıyoruz. Belki de Kur’an-ı Kerim’de hem kelime hem eylem olarak en çok anılan konu zikirdir. Şu çarpıcı ifadelere bakalım;

“Yalnız beni anın ki ben de sizi anayım.” (Bakara Suresi, 2/152).

Ne büyük bir lütuftur Allah tarafından anılır olmak! Biz gerekeni yapar isek sonunda alacağımız mükafata bakar mısınız? Ve bu mükafatı kazanmanın yolu da insan için detaylarıyla açıklanmış, sık sık tekrar tekrar hatırlatılmış her an unutmaya meyilli insana. Her işimizde her anımızda her nimete uzandığımızda aldığımız her nefeste ona borçlu olduğumuz unutmayalım! Bunlar bizlere yüce Allah tarafından lütfedildi: Ben deme Allah de!

Verdiğimiz ayetlere ek olarak Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın içten, yalvararak, korkarak ve alçak bir sesle sabah akşam çokça zikir ve tespih edilmesi (A’raf 7/205; Ahzab 33/41-42), O’nun zikrinin her şeyden üstün olduğu vurgulanmıştır. (Ankebut 29/45).

Bu yazıda daha çok ayet sayısı vermek, açıklamak örneklendirmek tabii ki mümkün. Ama asıl olan en büyük zikir olan Kur’an-ı Kerim’i okumanızdır. Kur’an-ı Kerim’in bir adı da yine kendisinde anıldığı şekilde “Zikir” olduğuna göre, Allah’ı zikretmeniz, anlamanız, hayatınızın her anına her alanına zerk etmeniz emredilmektedir alemlerin Rabb’i tarafından.