Anksiyete nedir, belirtileri nelerdir?

Psikoloji 24 Mar 2021 Contributor
anksiyete nedir
Joshua Woroniecki-Unsplash

Korona virüs salgının da etkisiyle anksiyete nedir sorusu sıkça karşılaşılan bir konu haline geldi. Anksiyete kısaca; günlük hayatımızda ortaya çıkan sorunlar karşısında orantısız şekilde aşırı endişe ve kaygılanmaya neden olan psikiyatrik bir bozukluk olarak tanımlanıyor.

Bu rahatsızlığın alt yapısını oluşturan kaygı, aslında bir tehlike veya tehdit sonucunda her insanda ortaya çıkan bir duygudur. Sorumlu olduğumuz iş, maddi sorunlar, sağlık ya da aileyle ilgili sorunlar çoğu insan için kaygı yaratır. Kaygı, sorunlarla başa çıkabilmek için hazırlıklı olmamızı, tehlike durumunda da çabuk karar verip baş etmemizi sağlar.

Normalde herkesin yaşadığı bu günlük kaygılar hafif ve baş edilebilir düzeydedir. Ancak kaygı durumunun süresinin uzaması, şiddetinin artarak günlük hayatımızı etkileyecek duruma gelmesiyle anksiyete ya da kaygı bozukluğu dediğimiz sorun ortaya çıkar.

Kaygı bozukluğu anksiyete nedir?

Kaygı aslında herkesin yaşadığı doğal bir süreç. Ancak psikiyatride kaygı bozukluğu olarak açıklanan  anksiyetede; sürekli, abartılı, duruma uygun olmayan endişe hali yaşanmaktadır. Aşırı endişe, günlük yaşamı olumsuz şekilde etkiler ve hayatın normal akışını engeller. Anksiyete yaşayan kişiler, her durumda en kötü sonucun gerçekleşeceğini düşünür. Olayların kendi denetimlerinin dışında olduğunu düşünürler. Endişelerini ve kaygılarını kontrol edemezler, süreklidir, hatta aylarca sürebilir.

Ruh sağlığının bozulması, hayat kalitesini düşürmekte, mutsuz insanların sayısı her geçen gün çoğalmaktadır. Kaygı bozukluğunun toplumda görülme sıklığı yaklaşık yüzde 18’dir. Ancak uzmanlar, pandemiyle birlikte yaşam şartlarının zorlaşmasıyla son birkaç yıldır bu oranın arttığını söylüyor. Üstelik yaş ilerledikçe anksiyetenin görülme sıklığı da artıyor.

Anksiyete çeşitleri nelerdir?

Kişinin yaşam tarzına ve koşullarına göre yaşadığı anksiyete durumları da çeşitlilik göstermektedir. Örneğin toplumda panik atak olarak bilinen ve çok yaygın görülen sorun, bir anksiyete türüdür. Ani ve yoğun korku anlarında panik atak denilen durum gerçekleşir. Panik atak esnasında kişi; göğsünde ağrı, ter basması, kalp ritminde aşırı artış hissederek kalp krizi yaşadığını ve öleceğini düşünür. Bu atak tamamen kişinin gerçeklikten uzak bir algılamanın sonucudur.

Bunun dışında sosyal kaygı bozuklukları, belirli fobiler de anksiyete türleri olarak tanımlanmaktadır.
Bireysel ilişkilerde, başkaları tarafından yargılanma, alay edileceği endişesi, aşırı stres durumu sosyal anksiyetedir. Uçağa binememek, yüksek binalarda oturamamak şeklinde yaşanan yükseklik korkusu; kalabalığa girememek şeklinde yaşanan agorafobi, ayrılık kaygısı gibi fobiler anksiyete çeşitleri arasında en sık rastlanan türlerdir.

Kaygı bozukluklarının nedenleri nelerdir?

Sebepleri tam olarak bilinmemekle birlikte, yapılan araştırmalar, kalıtımsal faktörlerin yanında çocukluk döneminde yaşanan travmaların oldukça etkili olduğunu gösteriyor. Çocukluk ve ergenlikle beliren aksaklıklar, yavaş ve sinsice gelişim göstererek yetişkinlikte kalıcı hale gelebiliyor. Bazı dönemlerde yatışma görülse de stresli dönemlerde alevlenmeler yaşanarak kişinin yaşam kalitesi bozulur.

Bilimsel çalışmalar genetik nedenlerden kaynaklanan kaygı bozuklukları da olduğunu göstermektedir. Beyindeki korku ve duyguları kontrol eden bazı bölümlerin hatalı işleyişinin de kaygı bozukluklarına neden olduğu bilinmektedir. Aile üyeleri ve akrabaları arasında anksiyete sorunu yaşayanların bu rahatsızlığa daha yatkın olduğu gözlenmektedir.

Çocuklukta istismara maruz kalma, anne baba ya da çok sevilen birinin ölümü, şiddete maruz kalınması gibi çevresel travmalar anksiyete bozukluğunun ortaya çıkmasında başta gelen nedenlerdir.

Kalp, tiroit, şeker gibi hastalıklar da kaygı bozukluklarına neden olabilmektedir. Genetik ya da ailesel bir yatkınlığınız yoksa, çocukluk ve gençlik dönemlerinde travma ya da böyle bir belirti bulunmuyorsa kaygı bozukluğu altında tıbbi bir neden yatıyor olduğu düşünülmelidir. Uzman bir doktor tarafından hasta kontrol edilip elde edilen verilere göre tedavi süreci şekillendirilmelidir.