Asrı Saadet Dönemi ve Müslümanlık

ID 89917469 © Hikrcn | Dreamstime.com
ID 89917469 © Hikrcn | Dreamstime.com

İslam Medeniyeti’nde Hazreti Muhammed’in yaşadığı zamana Asrı Saadet dönemi olarak adlandırıldı. Bu saadetin asrı, asırların en güzeli anlamına geliyor. İslam ilk ne zaman görülmeye başlandı? Orta Çağ’da, miladın yedinci asrında diye cevap verebiliyoruz bu soruya. İlk defa hazreti Muhammed’in doğmuş olduğu Hicaz kıtası Müslümanlığın başladığı yer oldu. Hicaz’dan başlayarak ihtiyaç duyulan gerçek bir medeniyet dünyaya yayıldı.

Hicaz kıtası Arap Yarımadası’nın içinde bulunuyordu. 3 milyon 157 bin kilometrelik bu kıtanın büyük bölümü kumsal çöllerden ve taşlık dağlardan oluşuyordu. Hicaz kıtası bu yapısı ile sömürgeci kavimlerin odağı olmadı. Irak ve İran o dönemde Suriye ve Bizans’a olan komşulukları sebebiyle o kültürlere ait bazı özelliklerden etkilendiler. İç ksımlar ise bedeviliğin saflığını korumayı başardı.

Asrı Saadet dönemi ve önemi nedir?

Hakiki medeniyetin yayılması için Cenab-ı Hak tarafından görevlendirilen Hazreti Muhammed, Hicaz kıtasına gönderildi. Peygaber olarak gönderildiğinde Arap Yarımadası’nda yaşayanlar dini anlamda karışık bir durumdaydı. Irak’ta Hireliler komşu oldukları İran’ın Mecusiliği’ne katılmışlardı. Suriye’de bulunan Gassaniler de komşu oldukları Bizans’ın Hıristiyan olmasından etkileniyordu. Medine ve Yemen’de bulunan bazı kabileler oradaki Yahudilikten etkileniyordu.

Sabii ve Deheri mezhebine çekilenler de vardı. Kalan nüfus da putperestti. Mekke’de başkan olan Amr b. Luhay tevhid fikerine karşıydı. Belka tarafında gördüğü bir putu Mekke’ye getirerek insanları ona tapmaya teşvik etmişti. Bu putun adı Hübel’di. İnsan şeklinde yontulmuş bir taştı, bu puttan sonra zaman içinde Kabe’nin içinde ve dışında 360 tane put oldu.

Allah’tan başka ilah yoktur!

Hazreti Muhammed “Ey insanlar! Allah’tan başka ilah yoktur deyiniz.” diyerek  hak yoldan sapan bu insanları uyardı. “Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Rahman ve Rahim olan o zattan başka tapınılacak başka hiçbir ilah yoktur.” gibi ayetlerle sahih olan inancın tevhid hakikati olduğunu telkin etti.

Hicretin 8. yılında Hazreti Muhammed, Mekke’nin fethi için yola çıktıklarının beşinci gününde Hazreti Ali’yi göndererek Menat puthanesini yıktırdı. Hz. Ali, puthanede bulduğu eşyayı da alarak yanında götürdü. Eşyalar arasında daha önce Menat puthanesine hediye edilmiş olan Mihzem ve Resub adlı iki kılıç vardı. Resulullah, bu kılıçları Hazreti Ali’ye verdi. İşte bunlardan biri Zülfikar denilen meşhur kılıçtır.

Cahiliye döneminde neler yaşandı?

Arap Yarımadası’nda bulunan kabilelerin bazıları, ilahın tek olduğunu bilseler bile putları şafaatçi olarak kabul ediyorlardı. Hazreti Muhammed, taştan, ağaçtan şefaat umanlara, putların elinden bir şey gelmeyeceğini anlattı. Allah’ın nezdinde şefaat edecek büyük zatların şefaatinin de Allah’ın izni ile kabul olabileceğini haber verdi.

Yine müşriklerden bazılarının, örneğin Kinane, Huzaa Cüheyne kabilelerinin, Allah’ın hakkında garip ve Allah’ın şanına aykırı itikatları vardı. “Melekler Allah’ın kızlarıdır” derlerdi. Müşrikler okuma yazma bilmeyen bir topluluk olduklarından, insanlara kendileri arasından peygamber gönderileceğini ve o peygambere vahiy yoluyla kitap nazil olacağını zihinlerine sığdıramıyorlardı. Bundan dolayı Resûlullah’ın davetiyle karşılaşınca şaşırıp kaldılar.

Cahiliye ahalisinden çoğu hayat konusunda basit fikirlere sahiptiler. Hazreti Muhammed’in  dedesi Abdulmuttalib gibi “ Allah hakkı için şu dünyadan başka bir alem daha vardır ki burada iyilik edenler orada mükafat görecek, fenalık yapanlar da yine orada cezasını çekecektir.” diyenler azınlıktaydı. Müşriklerin çoğunluğu, “ İnsan doğar, büyür, zamanın akıp gitmesiyle ihtiyarlar, nihayet ölüp mahvolur!” diye düşünüyorlardı. Yeniden dirilişin gerçekleşeceğine ve yeni bir alemin yaratılacağına olan inanç çok azdı. Hazreti Muhammed’e karşı alaycı tavır içinde ola kimseler vardı. Onların alaycı tavırları sonrası Yunus Suresi 34. Ayet nazil oldu.