Görüş 17-Haz-2020

Avrupa’daki İslam Işığı: Endülüs

Author
Şebnem Cengizalp
Yazar

Arapların 711-1492 yılları arasında hüküm sürdükleri İber Yarımadası’nda bulunan bölgelerin genel adıdır Endülüs. Dile kolay, 781 senelik bir hakimiyettir bu. Abbasilerin Emevi hakimiyetine son vermesinden sonra Emevi sülalesinden Hişam’ın torunu I. Abdurrahman’nın İspanya’ya giderek Endülüs Emevi Devletini kurması ile başlamıştır. Ve bu devletin merkezi Kurtuba’dır.

Kurtuba, zengin Arap kültürünün esintileri ile o kadar değerlenmiştir ki zaman içinde dört yüz bin el yazması eserin bulunduğu kütüphanesi ile birçok bilgin ve öğrencinin uğrak noktası haline gelmiştir. O tarihte Endülüs topraklarında Vizigot Krallığı hakim sürerken Arapların gelişi tarihe şu sözler ile geçti: “Topraklarımıza gökten mi indikleri ya da yerden mi çıktıkları belli olmayan bir kavim geldi”. Ve bu kavim o topraklara derin bir kültür ve hoşgörüyü getirdi. Öyle ki Avrupa milletlerinin karanlık çağdan uyanışı olan “Rönesans” ı tetikledi.

Bugün İslami kaynaklarda isimlerini ve görüşlerini sıkça duyduğumuz: tefsir alanında Muhammed-el Kurtubi (d.1214, ö.1273) , hadis alanında İbn Abdiberr (d.978, ö.1071), fıkıhta İbn Hazm (D.994, Ö. 1064), tasavvufta Muhiyttin İbn Arabi (d.1165, ö. 1240) gibi alimler Endülüs Emevi Devleti çatısı altında ve Avrupa topraklarında yetişmiş alimlerdir.

İlim ve fennin çok ilerlediği Endülüs’te saray kültürü ve sosyal hayatı düzenleyen devlet kademeleri tamamen hoşgörüye dayalı bir yönetim ile tüm halkı kucakladı. Her memleketten ilim öğrenmek için Kurtuba’ ya akın akın alimler geldiler. O çağa göre mükemmel sayılabilecek bir tıp fakültesi kuruldu. Bu fakülte Avrupa’da kurulmuş olan ilk tıp fakültesi oldu. Ve bu sayede diğer Avrupa ülkelerinden devlet adamları ve krallar tedavi için Kurtuba’ ya gelir oldu. Ve geldiklerinde İslam medeniyeti altındaki güzel ahlak, hoşgörü ve misafirperverliğe hayran kalarak ülkelerine döndüler. Ayrıca ince bir işçilik ve kültür öğeleri içeren yüksek sanatlı inşa edilmiş saraylar, çeşmeler, camiler her görende hayranlık oluşturacak ölçüde muhteşemlerdi. Bugün bile varlıklarını koruyan bu müthiş eserleri görmek için turizm şirketleri tarafından Endülüs turları düzenlenmektedir.

Bu kadar yüksek bir medeniyet haline gelen Endülüs Devleti nasıl oldu da yıkılarak bu hakimiyeti kaybetti? Genel olarak bakıldığında her alanda yüksek medeniyet emareleri gösteren düşünce dünyası antik batılı düşünce ve felsefi akımların etkisi altına girmeye başladı diyebiliriz. Düşünce özgürlüğü ve felsefi alanda yapılan çalışmalar din yerine felsefi düşünce akımlarının daha ön plana çıkmasına sebebiyet verdi. Bir anlamda, kuruluşundan itibaren Hristiyan kültürünü büyük ölçüde etkileyip değiştiren İslam kültürü bu defa Hristiyan kültüründen etkiler alıp hayata geçirmeye başladı.

Sosyal çözülmeler ile birlikte yüksek İslam medeniyetinin toplumda yarattığı hoşgörü, ahlak ve çalışkanlık yerini felsefi akımların etkisi ile her şeyin sorgulanabilir olduğu hatta tamamen dünyevileşmenin hakim olduğu bir düşünce sistemine gark etti. Gelinen noktayı en iyi özetleyense o çağda Osmanlı Devletini yıkmakla görevlendirilmiş, Türkçe, Arapça ve Farsça’yı ana dili gibi konuşabilen oldukça donanımlı bir İngiliz casusu olan Hempher’in “Hatıratım” isimli kitabında yazdıklarıdır:

“Sekiz asırlık Endülüs’ü şaraba ve kumara alıştırarak, aralarına fitne ve fesat sokarak, Kur-an-ı Kerim ve diğer İslam kaynaklarını (sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahayı) tartışır hale getirerek ve dinlerinden kopararak yıktık. Osmanlı’yı ve diğerlerini de bu silahları kullanarak yıkacağız!..”

Hempher, sözlerine şöyle devam ediyor:”Müslüman devlet adamlarının etrafına casuslarımızı yerleştirip, onlar vasıtasıyla, Nazırlığımızın arzularını tatbik etmek için, onları bu devlet adamlarının müsteşarları haline getirmeliyiz…” (İngiliz Casusunun İtirafları Hakikat Kitap evi). Tüm bu oyun ve düzenler günümüzde de size tanıdık geldi mi?

 

 

Düşüncelerini paylaşmak ister misin?

Bizimle iletişime geç!

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 03-Ağu-2020
Author
Şebnem Cengizalp
Yazar

Pek çok tanımı bulunan kültür kavramı, genel bir tanımı ile bireyin yaşadığı toplum içinde öğrendiklerini nesilden nesle aktardığı bir bilgi mirasıdır diyebiliriz. Toplumun yaşadığı coğrafya ve iklime göre dil ve dinin de içinde bulunduğu unsurlarla gelenek göreneklerin oluşturulmuş halidir.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 25-Tem-2020
Author
Şebnem Cengizalp
Yazar

Günümüz modern toplumlarının baş edilemez hale getirdiği yozlaşma, yabancılaşma, şiddet sorunları her geçen gün televizyon programlarının, sempozyumların, kişisel gelişim seminerlerinin başlıca konusu haline gelmiştir. Çevresel faktörlerdeki bu dejenerasyonun en büyük dezavantajı ise kişisel gelişim adımlarında bireyin içinde yetişeceği toplum ile etkileşiyor olmasıdır.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 24-Tem-2020
Author
Şebnem Cengizalp
Yazar

Haklarında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetlerin dışında çok fazla hurafe ve hikayenin olduğu ümmetlerden olan cinler, insanlık için her zaman merak ve korku konusu olmuştur. Kur-an’ı Kerim’de Cin suresi ve diğer surelerde bildirildiğine göre Cin’ler şuur, idrak ve irade sahibi varlıklardır. Bu sebepledir ki Allah’a iman ve ibadet etmekle sorumludurlar. 

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 19-Tem-2020
Author
Şebnem Cengizalp
Yazar

Kur’an-ı Kerim’de çok fazla sayıda ayette hem akıl hem kalp konusu geçmektedir. Kimi zaman birlikte kimi zaman ayrı ayrı anılır.  Kur’an'ın anlamamızı istediği en çetrefil konulardan biridir akıl ve kalp ilişkisi. Akleden kalpten bahsedilir sıkça.

Devamı Devamı