Görüş 09-Haz-2020

Batı’nın Müslümanlara Bakışı

Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Batılıların İslam ve Müslümanlara yönelik önyargılarının kaynağı, İslam’ın yayılış tarihi ve yeni bir medeniyet kurarak Batı hegemonyasına meydan okumasında aranmalıdır. Yani bugün karşımıza çıkan İslam karşıtlığı ve fobisinin çok eski bir geçmişi vardır. Son yıllarda tanıklık ettiğimiz şey ise bu tarihsel bilinçaltının tekrar su yüzüne çıkmasıdır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya yoğun bir göç dalgası başlamış ve Batı’nın içerisinde bulunduğu istihdam krizi nedeniyle Avrupa ülkeleri Türkiye, Afrika ve Güney Amerika gibi ülkelerden iş gücü ithal etme ihtiyacı duymuştur. Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı bu krizin aşılması için farklı ülkelerden getirilen kişiler, çok uzun bir süre misafir işçi olarak değerlendirilip ülkelerine geri dönecekleri düşünülmüştür. Ancak bu beklentinin aksine, ekonomik büyümenin sağlanması için getirilen göçmenler, ülkelerine dönmedikleri gibi ailelerini de yanlarına almıştır.

Müslüman ülkelerden gelen göçmenlerin artan nüfus oranları, Avrupa’da etnik köken ve ırka dayalı şu an var olan endişelerin büyümesine neden olmuştur. Batı’nın söz konusu endişelerinin artmasının sebeplerine ilişkin yapılan yaygın yorumlardan biri de 1979 senesinde İran’da yaşanan İslam Devrimi ve  dünyanın birçok bölgesinde ortaya çıkan silahlı grupların İslam adına yaptıklarını iddia ettikleri terör eylemleridir Ancak aslında Batı’nın Müslüman göçmenlere yönelik endişesinin temelinde bambaşka bir sebep vardır.

Son yıllarda artan ekonomik darboğaz sebebiyle işsizlik, gelir adaletsizliği gibi sorunlarla boğuşan Batı toplumu, farklı ülkelerden gelen ucuz iş gücünü artık istememektedir. Ekonomik anlamda istihdam edilmek üzere bu ülkelere getirilen yabancı işçiler, Batı’da refah seviyesinin düşme belirtileri üzerine istenmeyen kişiler haline gelmiştir. Bu refah ve zenginliğe “Müslüman ortak” istemeyen ve giderek daraldığını düşündüğü serveti paylaşmaktan kaçınan Batı, hızla yabancı düşmanlığına sığınmıştır.

2008 yılındaki ekonomik krizinde, adaletsiz gelir dağılımına sahip olan ve yoksullaşma riskiyle karşı karşıya kalan Batı, mevcut ekonomik düzende, içerisinde bulunduğu krizlere çözüm üretememektedir. Bu durum onu hayali bir düşman yaratmaya, ülkesindeki işsizlik ve yoksulluk sorununun sebebi olarak göstereceği bir günah keçisi aramaya itmiştir. Bunu da meydana gelen her sıkıntı ve sorunda Müslümanları hedef tahtasına oturtarak gerçekleştirmiştir. Yani Avrupa, içinde bulunduğu sosyoekonomik krizden burada bulunan göçmenleri sorumlu tutarak kurtulacağını düşünmektedir.

Özellikle ekonomik sebeplere dayalı bir arka planı olan bu gerginlik, 11 Eylül sonrasında tırmanışa geçmiştir. Dünyanın pek çok yerinde marjinal grupların gerçekleştirdiği terör saldırıları, var olan İslamofobik eğilimlerinin artmasını hızlandırmıştır. Söz konusu saldırılardan sonra dünya bütün dikkatini din ve şiddet arasındaki ilişkiye çevirmiştir. Bu ülkelerde yaşayan Müslüman azınlıklar açıkça tehdit ve tehlike olarak görülmeye başlandıkları için bir dizi sorunla yüz yüze kalmışlardır. Ayrıca son yıllarda Batı ülkelerinde aşırı milliyetçiğin ve ırkçı akımların güçlendiği görülmektedir.

Farklı kültürlerin, dinlerin ve etnik kökenlerin toplumsal barış içerisinde bir arada yaşamasının önüne ciddi engeller çıkaran İslamofobi ve yabancı düşmanlığına ilişkin anlayış, Fransa’dan Almanya’ya, İngiltere’den Hollanda’ya ve daha pek çok Avrupa ülkesinde eğitimden istihdama, medyadan siyasete, adalet sisteminden internete kadar her alanda yükselişe geçmiştir. Hemen hemen her gün bir Müslüman; kadın, çocuk, yaşlı yahut genç fark etmeksizin, sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Önceleri söylemler üzerinde gerçekleşen İslamofobik tavrın fiziksel şiddet eğilimli bir şekle dönüşmesiyle Müslümanların yerleşim alanları ve camiler de kundaklanmaya başlamıştır. Öyle ki, Müslüman çocukların yoğunlukta olduğu okullar ve kullandıkları ulaşım araçları dahi zaman zaman İslam karşıtı kişilerce hedef alınmaktadır.

Batıdaki tartışmaları sadece din boyutuna indirgemek ve Müslümanları tehdit olarak görmek ne kısa ne de uzun vadede hiçbir sorunu çözmeyecektir. Bu nedenle siyasi iktidarlar, bilim adamları, düşünürler, medya, sivil toplum örgütleri, konunun toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasi bağlamı da göz önünde bulundurarak yeni politikalarla sorunların çözümünü sağlamalıdır. Çünkü artık Dünya, “Batılı Müslümanlar” gerçekliğiyle yüzleşmek zorundadır.

Düşüncelerini paylaşmak ister misin?

Bizimle iletişime geç!

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 10-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

Küresel ekonomik sistemin dayatması sonucunda tüketim çok farklı bir anlam ve boyut kazanmış, insanlar giderek daha fazla tüketmeye adeta zorunlu hale getirilmiştir. İnsanlar gösteriş amaçlı tüketim yaptığı ölçüde değerli ve makbul olmuş; kendi eliyle ürettiği eşya, bir bakıma kendisinden daha üstün konuma getirilmiştir. Tüketimin teşvik edilmesiyle sürekli tüketen, ancak ahlaki ve kültürel zenginlikten yoksun, başkalarının ihtiyaçlarına ve yaşadığı dünyaya karşı duyarsız, saygısız tek yönlü insanlar oluşmuş ve oluşan bu insan tipi, mutluluğu tüketimde arar hale gelmiştir.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 09-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

Fakirlik, öteden beri insanlığın ortak kaderi olmuş en temel problemlerden biridir. Tarihte yaşamış en eski milletlerden günümüze değin, toplumlar ‘zenginler ve yoksullar’ olarak iki ana katmana ayrılmıştır. Zenginler ve soylular sınıfı mevcut imkanlardan olabildiğince faydalanırken, yoksul kesim ise yokluklar içerisinde hayatlarını sürdürmeye mahkum edildiler.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 06-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

“Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme” diye açıklanmışsa da lügatlerde vefanın anlamı, aslında insana şahsiyet kazandıran, Müslüman’ın ahlakını şekillendiren bir olgudur. Vefa gösterilmeye en layık, Allah ve Resulü’dür her şeyden önce ve İslam’a bağlılık vefanın kendisidir aslında. “Kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever.” (Al- i İmran, 76. Ayet), müjdesine muhatap olmanın yoludur ahde vefa.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 19-Tem-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Deizm, günümüzde insani ve toplumsal değerlerin alt üst edilmesiyle giderek yaygınlaşan bir olgudur. Küreselcilik anlayışı, toplumları kimliksizliğe sürüklediği gibi bireyleri de değerlerinden, kültürlerinden, inançlarından uzaklaştırarak kimliksizleştirme çabası içindedir. Toplum ve bireyleri kimliksizleştirmenin en ileri adımı da din olgusunu ortadan kaldırmak, Allah ya da Tanrı anlayışından kopararak yapayalnız, çaresiz bırakmak ve daha kolay yönetilebilir hale getirmektir.

Devamı Devamı