Bereketin ve Bereketsizliğin Sebepleri

© Ariffruslan | Dreamstime.com

Varlık, Allah’ın emanetidir. Ne zaman verip ne zaman alacağı meçhuldür. Dolayısıyla onu hep elde kalacakmış zannetmek, ‘emanet edene’ değil de ‘emanete’ güvenip dayanmak, ne büyük gaflettir.

Bereket yalnızca Allah’tandır. Onun için her işe Allah’ın adıyla başlamak gerekir. Çünkü Allah’ın adı anılmadan başlanan işler bereketsizdir, güdüktür. Berekette, süreklilik, genişlik ve bolluk vardır. Bereketin olduğu yerde sıkıntı yoktur. Onun olduğu yerde her şeyden önce gönül zenginliği vardır, kanaat vardır. Müslüman toplumda bireyler arasında bir iyilik, güzellik, barış, sıhhat, selamet ve afiyet dileği olan selâmın, ’Allah’ın rahmeti ve bereketleri’ sözleri de eklenerek verilmesiyle her selamlaşmada Müslümanlar birbirlerine bereket dilemiş olmaktadır.

Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de evlere girildiğinde, Allah katından bereket, selamet ve güzellik dileyerek selam verilmesi öğütlenmektedir. Hz. Muhammed, dualarında sık sık bereket kavramına yer vermiştir; yemek yerken, su içerken ve günlük hayatın içerisinde her vesileyle bereket dileğiyle dua ederek, hem Müslümanlara bereket için dua etmeyi öğretmiş hem de konuyla ilgili emir ve tavsiyelerde bulunmuştur. Peygamber Efendimiz, ticarette alıcı ve satıcı, dürüst davranarak birbirlerine yalan söylemezler ve birbirlerini aldatmaya çalışmazlarsa, bu alış verişin bereketli olacağını; bunun tersine, birbirlerine yalan söylerlerse, bu alışverişin de bereketinin gideceğini ifade etmişlerdir. (Buhari)

İslam anlayışında Kur’an okunan ve namaz kılınan evin bereketinin artacağına, Kur’an okunmayan evin bereketsiz olacağına, iyilik etmenin, evde anne baba gibi büyüklerin bulunmasının, yetim ve bakıma muhtaç kişilere bakılmasının berekete vesile olacağına, yine seher vakti kalkmanın, ana babasına hizmet edenin ömrünün bereketli, onlara karşı gelenin ise bereketsiz olacağına, rızkına razı olanın rızkının bereketinin artacağına, razı olmayanın ise bereketsiz olacağına inanılır.

Allah’a iman edip O’nun kural ve ölçülerine saygı duymak yani takva sahibi olmak bereket sebebidir. Nitekim Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyurur: “O helak ettiğimiz şehirlerin halkları iman edip takva sahibi olsalardı onların üzerine gökten ve yerden bereketlerin kapılarını açardık ancak onlar yalanladılar. Biz de kazandıkları (günahlar) sebebiyle onları yakaladık.” (Araf, 96. Ayet) Bereketi veren Allah’tır. O, Rahman, Rahim, Rezzak, Latif, Kerim ve Zülcelal-i Vel’ikram’dır.

İnsanlar elde ettiklerini ve bereketlerini ancak şükrederek koruyabilirler. Rabbimiz, “Eğer şükrederseniz size olan nimetlerimi arttırırım yok nankörlük ederseniz (şunu bilin ki) benim azabım çetindir!” (İbrahim, 7. Ayet) buyurmuştur. Günümüzde insanların nimeti verene karşı büyük bir nankörlük içinde olduğunu görüyoruz. İnsanlar elde ettikleri nimet ve kazançları kendi güçlerine, bilgilerine bağlamakta, Rabbimizin lütuf ve imtihanlarını unutarak göz ardı etmektedirler. Allah da buna karşılık verdiği nimetleri ve bereketini onlardan almaktadır.

Malı Allah yolunda infak etmek, hayır hasenat yollarında harcamak ise malı bereketlendirir. Allah Resûlü, şöyle buyurmuştur: “İnsanların sabaha ulaştığı her günde iki melek yeryüzüne iner. Bu meleklerden biri “Allah’ım malını infak edene başka mal ver” diye dua eder. Diğeri de “Allah’ım (cimrilik ederek) malını elinde tutan kimsenin malını telef et” diye dua eder.” (Buhari)

Bereketle israf, birbirine taban tabana zıttır. Bu sebeple berekete ulaşmak isteyen, israfı yok etmek zorundadır. Çünkü ikisinin bir arada bulunması imkansızdır. Çağımızın en büyük hastalıklarından biri, israftır. İsrafın olduğu yerde bereket olmaz. Bu sebeple bereket anlayışı, çağımızın bu hastalığını ortadan kaldıracak bir anlayıştır. Bereket anlayışı, İslam medeniyetinin belirgin vasıflarından biridir. Bereket medeniyeti, israfla bağdaşmaz.

“Şüphesiz, Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.” (Zariyat, 58.Ayet)
Müslümanın günahkarlığı ve Kur’an’dan yüz çevirmesi, bereketsizlik getirir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz.” (Taha, 124. Ayet)