Beşer ve Nebi Olarak Peygamberimiz

ID 11615753 © Somakram | Dreamstime.com
ID 11615753 © Somakram | Dreamstime.com

İnsanlığa rehberlik etmeleri için gönderilmiş olan ve peygamberlerin sonuncusu olduğu yüce Rabbimiz tarafından Kur’an-ı Kerim’de ilan edilmiş, alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)!

Hz. Muhammed yaşadığı müşrik Arap toplumu içinde ilk vahyi alana kadar sadece beşer sıfatı ile var olmuş, daha sonra yüce Allah’tan bir lütuf olarak peygamberlik ile görevlendirilmiştir.

Hz. Muhammed’ in hayatı ile ilgili yazılmış birçok kitap ve Kur’an-ı Kerim’deki bilgileri birleştirdiğimizde bu güzel ahlak timsali olan insanın, beşeri yönü ile nebevi yönünün ileride nasıl kesiştiğini daha iyi anlayabiliriz. Peygamberlikten önceki hayatına baktığımızda daha küçücük yaşlarda zor bir hayatının olduğunu görürüz. Hz. Muhammed’ de diğer peygamberler gibi ilk başlarda bir beşerdir. Yer, içer, gezer ticaretle uğraşır, ağlar ve güler. O’nu, ne bir melek ne de sıradan bir insan gibi görmek doğru değildir. Özetle peygamber tasavvurumuzda bir denge gözetilmesi gerekmektedir. Her peygamberin olduğu gibi Hz. Muhammed’ in de bir beşeri kimliği bir de peygamberlik kimliği mevcuttur. Peygamberlik kimliği melekler ile irtibat kurması ve vahiy almasına, beşeri kimliği ise insanlarla kurduğu temas ile bu vahiyleri iletme esasına dayanır.

Yüce kitabımızda peygamberimizin durumu ile ilgili ayetler net iken insan psikolojisi hep bir melekleştirme çabasından yana olmuştur. Hatta gönderildiği toplumdaki insanlar tarafından yemek yemesi, içmesi, çarşıda pazarda gezmesi ile yadırganmış ve bunları yaptığı için peygamber olamayacağına kanaat getirilmeye çalışılmıştır. Ve insanların bu davranışları Kur-an’ı Kerim’de kınanmıştır. Hz. Muhammed, peygamberlik yaşı da denen kırklı yaşlarına gelene kadar yaşadıkları ile adeta peygamberliğe hazırlanmıştır. Bu yaşamında başına gelen tüm badire ve zorluklara göğüs germiş, ancak ne yaşarsa yaşasın dürüstlüğünden ödün vermemiş, hiç yalan söylememesi ile tanınmıştır.

Peygamberlikten önce de bir beşer olarak o kadar faziletli ve ahlaklı bir yaşamı olmuştur ki müşrik Araplar içinde “el emin” sıfatı ile anılır olmuştur. Daha doğmadan babasını kaybetmiş ve yetim olarak dünyaya gelmiştir. Altı yaşında anneciğini, sekiz yaşına geldiğinde ise dedesi Abdulmuttalib’i kaybetmiştir. Hz. Muhammed nebilik görevinden önceki yaşamında ne zenginlik ile şımarmış, ne de yoksulluk ile pasifleşmiştir. Peygamberlikten önceki beşeri yaşayışına bakıldığında hep dengeli bir hayatı olduğu görülür. Sanırız ki tevekkül bilinci daha o zamanlar gelişmiştir. Peygamberlik ile şereflendirildikten sonra ise yaşamı daha da zorlaşmış, bu defa evlat acısı da dahil daha bir çok yeni acı ile tanışmıştır.

Peygamberimizin nebevi yönünde ise diğer insanlarda bulunmayan bir donanım olan vahiy alma ve bu vahyi eğip bükmeden olanca saflığı ile insanlığa sunma özelliği öne çıkmaktadır. Şu ayet yazımızın konusu olan iki özelliği de şu şekilde özetler: “De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahiy ediliyor. O halde, Rabbine kavuşmayı uman, hayra ve barışa yönelik iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf Suresi, 110. Ayet)

Yine şu ayette, Hz. Muhammed’ in peygamber olduktan sonra yaşayışında artık vahyin kontrolünde olduğu belirtilmiştir: “O asla heva’dan konuşmaz. O’nun (okuduğu Kur’an) kendisine vahiy edilen vahiyden başka bir şey değildir. (Necm Suresi, 3. ve 4. Ayetler).

Bu sebepledir ki Müslümanlar tarafından Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra “O ne getirdiyse almak, her ne yasaklamışsa da kaçınmak” kuralı benimsenmiştir. Ahlaklı, faziletli insanın en yüksek mertebesinde olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’ in örnekliğinde yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i anlamak ve yaşamak üzere çabamız daim olsun.