Bilenle bilmeyen arasındaki fark nedir?

Kuran 04 Şub 2021 Contributor
bilenle bilmeyen arasındaki fark
Paolo Chiabrando-Unsplash

Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan ayetlerden birinde bilenle bilmeyen arasındaki fark dile getirilir. Buna ek olarak inanlar vahiy edilen ilk ayetten itibaren okumaları ve bilmeleri yönünde uyarılırlar. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere İslamiyet inancında bilgiye oldukça önem verilir.

Kur’an-ı Kerim’de geçtiği üzere bilenle bilmeyen arasındaki fark nedir?

Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti kerimesi “Oku!” şeklindedir. Ancak bilenle bilmeyen arasındaki fark başka bir sure içerisinde işlenir. Bu ayeti kerimede şu şekilde buyrulur:

“(Bu adam mı) yoksa ahiret kaygısıyla ve rabbinin nimetine nal olma ümidiyle gece vakitlerinde secde ederek, ayakta durarak kendini ibadete veren kişi mi (daha iyi)? De ki: ‘Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu!’ Doğrusu ancak akıl iz’an sahipleri bunu anlar.” (Zümer Suresi, 9. Ayet)

Kur’an tefsirlerinde yer aldığı üzere, bu ayetteki bilmeden kasıt, Allah’ı bilmektir. Buna göre bilen bir kul, yalnızca derde ve sıkıntıya düştüğünde değil; her türlü durumda Allahü Teala’yı bilir.

Allah’ı bilen bir kul nasıl davranır?

Dünyada mutlu bir ömür geçirmenin ve ahirette güzelliklerle karşılaşmanın tek yolu Allah’ı bilmek ve O’na iman etmektir. Başlangıçta dilden dökülen iman, aslında insanın kalbinde ve aklında da vardır. Allah’ı tanıyan ve bilen bir kimse O’nun emir ve yasaklarına uyar; yanlış yola ve günaha sapmaktan imtina eder. Yani rabbinin her anında yanı başında olduğunu bilir. İşte dinimizde bilenle bilmeyen arasındaki fark budur.

Allah’ı bilen bir insan, dünya yaşamının geçiciliğinin ve asıl yaşamın ahirette olduğunun bilincindedir. Yaşamını da bu bilinç doğrultusunda idame ettirir. İbadetlerinde sürekli olmaya çalışır, günaha ve harama yönelmez.

Bilmenin ve öğrenmenin önemi nedir?

Öğrenmek, sözlük anlamıyla beyne gelen bir bilginin hafızada işlenmesi ve gerekli durumlarda kullanılması becerisidir. Bu bakımdan öğrenme ve bilme konusu ömür boyu devam eden bir olgudur. Dini eğitim, ahlaki değerler, okuma ve yazma gibi işler aslında öğrenmenin ayrı çeşitleridir. Bunlardan bir kısmı kişinin dünya yaşamında etkiliyken, bir kısmı da ahirette huzura ermesine destek verir. İslami kaynaklardan da anlaşılacağı üzere bilen insanlar diğerlerinden mertebe bakımından üstün tutulurlar.

Bilgiyle alakalı son zamanlarda gündeme gelen bir kavram da yaşam boyu öğrenme şeklindedir. Bu kavram yalnızca örgün eğitim modelini kapsamaz. Yani eğitim sistemlerinden bağımsız işler. Bu kavramla elde etmek istenen huzurlu toplumların temelini atmaktır.

Kur’an-ı Kerim içerisinde bahsedildiği üzere, bilenle bilmeyen bir değildir. Allah’ı bilen bir kul, kendisine düşen vazifelerin farkındadır. Buna bağlı olarak da fani ömrünü O’na kulluk etmekle geçirir ve ibadetlerini aksatmamaya devam eder. Dolayısıyla nefsinin arzuları ve şeytanın vesvesesinden uzak kalarak iç huzurunu korumuş olur. Dünya yaşamında doğru yoldan sapmayan kimse için de ahiret yaşamında bolluk vardır.

Dünyada öğrenilen hayırlı bilgiler de boşuna değildir. Yaşamı boyunca öğrenmeye devam eden insan, bu bilgileri hem kendisinin hem de diğer insanların faydası için kullanır. Cehaletin uzak olduğu toplumlarda da şüphe yok ki daha huzurlu bir yapı vardır.

İslamiyet vahiy edilmeden hemen önceki dönem, Arap Yarımadası’nda cahiliye devri hüküm sürmüştür. Bu dönemde insanlar bilmekten ve öğrenmekten uzaklaşarak yanlış yollara sapmıştır. Ancak İslam sonrasında bu sıkıntılar ve zalimlikler büyük ölçüde son bulmuştur. Bu zaman dilimi bilmenin ve öğrenmenin önemini anlamak açısından iyi bir örnektir.

YAZI: İPEK ATACAN