Bir İmparator’un Hayali ile Doğan Ayasofya   

ID 107314739 © Vitaly Fedotov | Dreamstime.com
D 107314739 © Vitaly Fedotov | Dreamstime.com

“Kutsal bilgelik” ya da “ilahi bilgelik “ anlamına gelen,  kelime anlamı ve bütün görkemi ile yüzyıllardır ayakta duran, hakkında siyasi polemiklerin yapıldığı tarihi katedral Ayasofya.

İstanbul’ da bulunan Ayasofya’nın inşa serüveni aslında M.S. 330 yılında, Konstantin’nin Roma İmparatorluğu’nun başkenti olarak bugünkü Sultanahmet Meydanı olarak bilinen Byzantium isimli bölgeyi seçmesi ile başlar. Bu bölgenin başkent olarak belirlenmesi stratejik bir karar olup bir yarım ada olarak kolay savunulabilmesi ve doğu ile batı arasında merkezi bir konuma sahip olmasındandır. Konstantin’nin bu kararından sonra artık bölgenin adı Nova Roma yani Yeni Roma’dır. Konstantin’nin ölümünden sonra ise bu şehre Konstantin’nin şehri anlamına gelen Konstantinapolis denilmiştir.

Ayasofya’nın bugünkü yerinde aslında ilk olarak M.S 360 yılında Konstantin’nin oğlu Konstantiu tarafından bir kilise inşa edilmiş adına da Büyük Kilise denilmiştir. Bu kilise M.S 404 yılında çıkan isyanlar sırasında yandıktan sonra 2.Teodosius tarafından tekrar bir kilise yaptırılır. Bu kilise ise M.S 532 yılına kadar varlığını sürdürür fakat yine isyanlar sırasında tahrip olur ve yıkılır.

Tarihler M.S. 532’yi gösterdiğinde tahtta artık İmparator Justinianus vardır. Halk yine ayaklanmış ve şehre belki de en büyük tahribatı veren ve tarihi kayıtlara Nika Ayaklanması olarak geçen ayaklanma başlar. Dönemin imparatoru tarafından bu ayaklanma bastırılır fakat şehir büyük hasar almıştır. Justinianus şehri yeniden inşa çalışmalarına başlar. Bu çalışma ile İmparator Konstantin’ nin Yeni Roma kurma çabasının yerini bu defa Justinianus’un Yeni Yeruşalim yani Yeni Kudüs’ü kurma fikri alır. Bütün ilahi dinlerde önemli bir yeri olan Kudüs, Hristiyan alemi için Süleyman Tapınağı’nın varlığından sebebi ile büyük bir

öneme sahiptir. Fakat bu önemli tapınak M.S.6. yüzyılda şehri işgal eden Babil Krallığı tarafından yıkılır. Tekrar inşası M.Ö 515 yılında Roma İmparatorluğu’na bağlı kral Herod tarafından sağlanır ancak yine çıkan bir isyan sırasında tekrar yıkılır. Kral Herod zamanında yapılan mabetten geriye bu gün sadece “Ağlama Duvarı” olarak bilinen Batı duvarı kalmıştır. Süleyman Mabedi Yahudi inancına göre Tanrı’nın halkı ile buluştuğu yerdir. Ve günümüzde Yahudi dinine mensuplarca kazılar yapılarak mabedin izleri aranmaktadır.

İşte Justinianus’un Ayasofya’yı inşa etme hayali özlemle aranan Süleyman Mabedi’ne benzer yeni bir mabet kurmak hayalidir. Bu sebeple Ayasofya’nın mimarisi bu hayalin izlerini taşır niteliktedir. Kayıtlara göre Justinianus hazırladığı mabet planını gerçekleştirmeleri için Trallesli Antemius ve Miletli İsidoros’ u görevlendirir. Planın mimarlar tarafından en dikkat çekici yanı dikdörtgen olarak yapılacak bina üzerine kubbeler yerleştirilecek olmasıdır. Bu yüzden iki mimar da gösterilen planın uygulamasının teknik olarak imkansız olduğunu söyleseler de Ayasofya’nın yapımına M.S. 532 yılında başlanır.

Beş yıl süren inşaat aşamasından sonra M.S. 537 yılında ibadete açılır. Ayasofya bin yıl dünya üzerindeki en büyük katedral olma özelliğini korur ta ki İspanya’da ki Sevilla Katedrali’nin 1520 de ki inşasına kadar. Tarihi gelişimini çok kısaca anlattığımız Ayasofya’nın Hristiyan alemi için ne denli önemli olduğu görülmektedir. Fakat tarihler 1453 yılını gösterdiğinde Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethi ile birlikte Ayasofya’da kılıç hakkı olarak Osmanlı Devleti mülkiyetine geçmiştir.

Ve fethin ardından gelen ilk Cuma namazı 1 Haziran 1453 yılında Akşemseddin tarafından kıldırılarak muhteşem mimarisi ile Ayasofya Katedrali cami haline dönüştürülmüştür. Ta ki hepimizin bildiği 1935 yılında çıkarılan bir kanun ile müze haline gelinceye kadar. Ve şimdilerde tekrar cami yapılmasına ilişkin tartışmalar sürmektedir.