Bir İncelik İklimi; Rikkat

mahmudul-hasan-shaon-I3MqfIM3mKM-unsplash
Fotoğraf: Mahmudul Hasan Shaon-Unsplash

İslam anlayışının insanı ulaştırmak istediği hedef; kainattaki bütün canlı ve cansız varlıklara karşı olumlu duygu, düşünce ve davranış geliştirebilecek şekilde geliştirmek ve bunu yaparken de kişinin, Allah’a karşı sevgi, saygı ve bağlılık bilinci içerisinde olmasını sağlamaktır. Bu noktadan bakıldığında, dinin bütün emir ve yasaklarının arka plandaki hedefinin insanı bu noktaya ulaştırmak olduğu söylenebilir.

Rikkat birden fazla vasfı kapsayan çok anlamlı bir kelimedir. Duyarlılık, nezaket, merhamet, incelik, yufka yüreklilik gibi güzelliklerden oluşan bir kavramlar bütünüdür. Bu yüzden Müslüman bir kimlik için öncelikli sıfatların başında gelir. Buna rağmen günümüzde rikkat sahibi olmak, her insanda bulunması gereken temel bir vasıf olmasının yerine az rastlanan değerli bir özellik olarak bulunur. Oysa Yüce kitabımız Kur’an’ın bize gösterdiği en önemli ahlaki değerlerden birisidir rikkat.

Nezaket aslen rikkat duygusunun bir türevi olup, kişideki yeri de günümüzde düşünülenin aksine sadece davranışlarda değil, davranışlarımızla birlikte tüm hayata yön veren kalptedir. Kalbin inceliği şeklinde de tanımlanan rikkat sayesindedir ki kişi nazik olma gayretine kapılmaksızın kalbindeki incelik kendiliğinden tüm tavır ve söylemlerine yansır. Böylelikle kişi, hayata karşı son derece duyarlı ve hassas, duygu ve düşüncelerinde bir o kadar incelikli, tavır ve davranışlarında da nazik ve kibar bir yaklaşım içinde olur. Rikkatin ve zarafetin anlamını kaybettiği bir çağdayız. Modernizm bütün insani değerleri tüketiyor ve anlamsızlaştırarak yok ediyor. Buna karşı direnmek zorlaşıyor ve büyük bir azmi zorunlu kılıyor.

Bu noktada İslam’ın ortaya koyduğu Müslüman anlayışı, tüm insanlığı kuşatan; sağlıklı, huzurlu, adaletli, barışçıl ve refah toplumların en değerli yapı taşı olma özelliğindedir. Çünkü kalbin safiyetini, düşüncenin inceliğini, söz, amel ve davranışın zarafet ve nezaketini ifade eden rikkat, Müslüman fertlerin taşıyacağı kimliğin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Rikkat sahibi Müslümanlar, ağzından çıkan her söze önem verirler ve özen gösterirler. Kaba, sert ve çirkin konuşmalardan, davranışlardan sakınırlar. İnsanlar arasında fitneye sebep olacak her söz ve davranıştan kaçınırlar. Her hal ve hareketin insanların hayrı için olması gerektiğinin farkındadırlar.

Fikir ve ruh dünyasını İslam’a adayan insan artık her şeye farklı bir gözle bakmaya başlar. Her işinde ayrı bir güzellik her güzelliğinde bir zarafet, incelik arar. Aslında bu bir inancın, idealin, hayatın tamamına yansıması ve o inancın muhabbet üretmesiyle açıklanabilir. Müslümanlar ilk günden beri hayata bu gözle bakıp hayatı zarafet ve incelikle kuşatmışlardır.

Kur’an, insanların dünya ve ahiret saadetini sağlamak amacıyla gönderilmiştir. Bu konuda vazettiği bütün hükümler aynı gayeye yöneliktir. Helal kılıp emrettiği her şey insanlığın faydasına, haram sayıp yasakladıkları da insanlığın zararınadır. Dünya ve ahiret huzuru, Kur’an’ın emirleri doğrultusunda yürümeyle doğru orantılıdır. Kur’an’da belirtilen her erdem gibi nezaket ve rikkat ile ilgili ayetler de sosyal hayatı düzenlemek, daha mutlu bir hayatı inşa etmek için yol gösterici olmuştur.

Hz. Peygamber’in hayatına baktığımızda ise onun, her konuda olduğu gibi rikkat ko­nusunda da en güzel örnek olduğunu görürüz. O, hiçbir zaman kimseye kaba davranma­mış, kötü muamelede bulunmamış, haksızlık etmemiş ve kötü bir söz sarf etmemiştir. İnsanlara karşı son derece nazik, şefkatli davranmış, yapılan iyiliğe teşekkür etmeyi prensip haline getirmiş ve “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükredemez.” (Tirmizi) diye buyurmuştur.

Maneviyattan yeterince beslenememiş, madde ve bencillik üzerine inşa edilmiş olan toplumların dış görünümü ve vitrini birçok kişiyi etkisi altına almıştır. Ancak yaşadığımız bu zorlu günler, o toplumların üzerindeki yaldızı kazıyınca, altındaki haktan, adaletten, huzurdan uzak gerçekliği gün yüzüne çıkarmıştır. Çünkü, İslam’ın değerlerini hiçe sayıp, ölçülerini aşarak sağlıklı bir sosyal düzeni sağlamak müm­kün değildir.