Bir insan neden dine ihtiyaç duyar?

Felsefe 21 Ara 2020 Contributor
Görüş
ifrah-akhter-fh1aFRhRAFk-unsplash
İfrah Akhter-Unsplash

Bir insan neden dine ihtiyaç duyar sorusu; evreni, yaşadığı hayatı ve en çok da kendisini anlamlandırmaya çalışırken cevabını bulmuştur. ‘Ben kimim, varoluşun amacı ne, nereden geldim, nereye gidiyorum?’ gibi sorular tarihin en eski dönemlerinden beri insanlığın ortak kaygısı olmuştur. Ancak tek başına insan aklı bu soruları cevaplamakta her zaman yetersiz kalmaktadır.

Dinsel öğretiler ve açıklamalar, varoluşsal sorular karşısında doyurucu cevaplara ulaştıran güvenilir kaynak olması bakımından önemlidir.  Bu sebeple din; anlam arayışında insan hayatının yönünü belirleyen en etkili faktördür. İnsanın düşünsel gücüyle ürettiği bilim, varlık alemini anlamaya çalışırken ‘nasıl’ sorusuna bulduğu cevaplarla yetinirken; din ise ‘niçin’ sorusunun cevabını verir.

Kimlik ve anlam gayesi taşıyan sorular, cevabının dinin rehberliğinde bulunduğu sorulardır. Esasen insan ve hak din, aynı kaynaktan yani tek bir yaratıcıdan gelmiş olduğundan bozulmadıkları sürece birbiriyle uyum içerisindedir.

Din neden vardır?

İlk çağlardan bu yana tarihin hiçbir döneminde dinsiz bir topluluk mümkün olmamıştır. İlkel dönemlerde bile, insan kendi varlığını ve hayatın anlamını dinsel temellere dayandırarak ayakta kalabilmiştir. Her zaman kudretli bir varlığa sığınma ve yardım isteme ihtiyacı duyulmuştur. Ancak insanın yeryüzündeki şerefli varlığının anlamı ilahi kaynaklı dinsel düşünceyle keşfedilebilmiştir. Yüce Allah, fıtrattan kaynaklanan anlam arayışımızın cevaplarını bulabilmemiz için hiç bir zaman bizleri rehbersiz, kendi haline başıboş bırakmamıştır.

Yeryüzüne gönderilen ilk insan, ilk peygamberdir. Hz. Adem (as) ile gönderilen dini ilkeler, son peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in tebliğ ettiği ilkelerle aynıdır. Tüm peygamberlerin getirdiği din tevhid dinidir ve İslam, hepsinin ortak adıdır. Kur’an-ı Kerim Rum Suresi’nin 30. Ayeti’nde başlangıçtan itibaren bildirilen dinin tevhid dini olduğunu ve insanın bunu benimsemeye uygun fıtratta yaratıldığı ifade edilmiştir.

Dinin amacı nedir?

İlahi olmayan, insanın kendi ürettiği inanışlar, varoluşsal arayışlarına sadece sapkın ve sahte cevaplar üretebilir. Fıtrata uygun olmayan insan ürünü inançlar, varlığı anlamlandırma çabasındaki en büyük yanılgı olmuştur. İlahi bir dinin insan fıtratına uyumu; saf ve temiz bir kaynaktan çıkan suyun insan yapısına uyumu gibidir. İnsanın varoluşsal anlamını bozmaz. Allah insanı yaratılanların en şereflisi olarak yeryüzüne göndermiştir. Ona kendi ruhundan üflemiştir. Sığınma, yardım isteme, hatalarından dönme isteği karşılığında ruhunu esir almaz. İyiliğe, doğruluğa ve esenliğe sevk eder. Kulluk bilinci sayesinde manevi olarak Rabbimizle bütünleşmemizi ve tamamlanmışlık duygusunu hissetmemizi sağlar.

 Allah inancını ve imanını bilinçli olarak yaşayan herkes, dinin hayatımıza kattığı anlamı, yol göstericiliğini, varoluşumuzun anlamını zenginleştirdiğini çok iyi bilmektedir. Bunun karşısında duran, hak yoldan sapan birey ya da toplumların yaşadığı anlamsal bunalım ve yozlaşma ortadadır. Hak din, insanı ve toplumları doğru ve erdemli olana; iyi ve faydalı şeyler yapmaya sevk eden bir hayat nizamıdır.

İlahi dinler, indikleri toplumda derin bir manevi ve yapısal dönüşüm gerçekleştirme gayesindedirler. Aynı zamanda din, ahlaki bir yapı olarak, insanı manevi dünyasından kaynaklanan kuvvetle hareket etmeye yönlendirir. Bu içsel güçle; Rabbine, topluma ve tüm mahlukata karşı kendisini kuşatan sorumluluk duygusu ile ilahi iradeye uygun davranma bilincine ulaşır.

 Bir insan neden dine ihtiyaç duyar?

Dindeki ahiret inancı, insanın bu hayattaki yaşam gayesini şekillendirdiği gibi uhrevi hayattaki ebediyet duygusuna da cevap verir. Nereden geldik, nereye gidiyoruz sorgusundaki büyük sırrın en ilahi yol göstericisidir bu nedenle din. Bu manada, insanlığın manevi ve düşünsel gelişiminde çok önemli yere sahiptir.

Sonsuz genişlikteki evrende bir kum tanesini geçmeyen ölçüyle ifade edilen dünyada var olan bireyin hiçliğini mi yoksa bu sonsuzluğun bir parçası olduğu anlayışını mı tercih etmeliyiz? İnsanın sadece doğum ve ölümden ibaret olduğunu mu ya da yaratılanların en şereflisi olarak uhrevi hayatta sonsuz bir devinime sahip olduğunu benimsemeliyiz?  Varoluşunun anlamını arayan insanın, yaratılış gayesinin sırlarına vakıf olmasını sağlayan yegane kılavuzdur hak din; en hayati ihtiyaçtır.

YAZI: DEMET DEMİROK