Bir Konuda Suçu Önce Kendinde Arayan Kişi Neler Kazanır?

Fotoğraf: ID 143589468 © Iurii Golub | Dreamstime.com

İslamiyet’in iki temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in hadisi şerifleridir. Buralarda insanın mümin bir kimse olmak için yapması gereken ibadetlere ve ahlaki davranışlara yer verilir. Bu bağlamda, Kur’an-ı Kerim içerisinde “olumsuz” olarak nitelendirilen hareketlerin başında, kişinin kendini beğenmesi ve diğer insanları aşağılaması gelir.

Din büyüklerinin insanlara bu konudaki tavsiyesi, dünya üzerinde elde edilen başarının ve yapılan iyiliklerin unutulması ve kimseye de hatırlatılmamasıdır. Bu davranışların sıklıkla dile getirilmesi kişinin kendini beğenmesine ve böbürlenmesine yol açar. Oysa Allah’ın kulları için vermiş olduğu nimet ve ihsan etmiş olduğu ilmin yanında, insanın yapmış oldukları çok küçüktür.

Kendini beğenmiş bir tavra bürünmenin zararları: Kur’an-ı Kerim’de yer alan Lokman Suresi’nin 16 ve 19. ayetleri arasında Lokman’ın oğluna bazı öğütlerde bulunduğu görülür. Bu öğütlerden biri de, “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.” (Lokman Suresi, 18. Ayet) şeklindedir. Buradan anlaşılacağı üzere kendini beğenmek ve övünmek; Allah’ın sevgisine nail olmaya engel koyan davranışlar arasındadır.

Suçu kendinde aramanın faydası nedir? Kur’an-ı Kerim içerisinde, “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şura Suresi, 30. Ayet) buyrulur. Buradan anlaşılacağı üzere, dünyada karşılaşılan sıkıntı ve diğer kötü durumların temelinde kişinin kusurlu davranışları vardır. Bu davranışlar, kainattaki dengeyi yok sayarak gerekli bir önlem alınmaması olabileceği gibi Allah’ın emirlerine aykırı hareket etmek de olabilir.

Ayetin devamında dikkat çekildiği üzere, Allah işlenen çoğu hatayı da bağışlar. Kur’an’da yer alan bir kısım ayette bu bağışlamanın yanı sıra, bazı hataların cezasının da bir mühlet ertelendiğine dikkat çekilir. Zaten, işlenen tüm günahların cezası bağışlama ve erteleme olmaksızın verilseydi; dünya yaşamı altüst olurdu. Bu bakımdan, başa gelen herhangi bir felakette durup, düşünmek gerekir. Bilerek ya da bilmeyerek işlenmiş olan tüm günahlar için Allah’a sığınmak ve tövbe etmek gerek.

Fani dünya, insanlarının sabrının ve şükrünün sınandığı yerdir. Bu bakımdan bazı hadislerde kişinin herhangi bir kusuru olmadığı zamanlarda da farklı sebepler ile sınandığına işaret edilir. Bu sebeplerden bir kısmı; manevi olgunlaşma, yüksek mertebelere çıkma veya günahların bağışlanmasıdır. (Zemahşeri)

İnsanı felakate sürükleyen üç şey nedir? Peygamber Efendimiz bir hadisinde insanı felakete sürükleyen davranışlardan şu şekilde bahseder: “Şu üç şey insanı felakete sürükler: Hasislik, nefse uymak ve kendini beğenmek.” (Hakim-i Tirmizi) Buradan anlaşılacağı üzere, nefsine yenik düşen ve kendini beğenen bir kimsenin dünya ve ahiret yaşamında mutluluğa erişmesi mümkün değildir. Nefis, kişiye sürekli doğru yoldan çıkmasını ve İslam hükümlere aykırı hareket etmesini fısıldar. Oysa kişi farklı şekillerde nefsi ile savaşabilir ve onu susturabilir.

Nefis ile savaşmak iki şekilde olur. Bunlar, rizayet ve mücadeledir. Rizayet, kişinin nefsinin isteklerini yapmaktan imtina göstermesi ve takva ile haram işlere bulaşmamasıdır. Mücadele ise nefsin istemediği işler ile alakadar olmaktır. Bu bakımdan Allah’ın rızasına nail olabilmek adına yapılan her türlü ibadet, aslında mücadelenin bir parçasıdır. Bu iki hareketi yapmaya devam eden kimse, nefsini terbiye etmeye başlar. Aynı zamanda da büyük bir olgunlaşma örneği sergiler. Kendini beğenmekten vazgeçmek, insanları aşağılamayı bırakmak ve gururlu tavırlar sergilememek de insanın nefsini terbiye etmesinin bir yoludur.