Bursa’nın Ayasofyası; Sırlarıyla Yaşayan Ulu Cami

Photo 167954834 © Tminaz - Dreamstime.com

Bursa’nın Ayasofyası! Anadolu Türk mimarlığının en büyük camisi olan Ulu Cami, Evliya Çelebi’nin deyimiyle Bursa’nın Ayasofya’sıdır. Dikdörtgen şemalı Ulu Cami, 5 bin metrekarelik büyük bir alana inşa edilmesi ve sekizgen kasnaklara oturan 20 kubbesiyle kendine hayran bırakır.

Yıldırım Bayezid, Niğbolu Savaşı’ndan önce, düşmana karşı zafer kazandığı takdirde Allah’a şükür niyetiyle yirmi adet cami yaptıracağına söz vermişti, yani bir çeşit adak adamıştı. Allah’ın lütfuyla Niğbolu Savaşı’nda zafer kazanılınca Bursa’ya döndüğünde söz konusu yirmi adet cami meselesini devrin ünlü alim ve mutasavvuflarından damadı Emir Sultan’a iletti. Yapılan istişare sonunda Emir Sultan, Yıldırım’a, yirmi cami yerine yirmi kubbeli büyük bir cami yapılması durumunda verdiği sözü yerine getirilmiş olacağını söyledi. Bunun üzerine Bursa’nın Ayasofyası olarak da bilinen Cami-i Kebir (Ulu Cami) yapılmasına karar verildi.

Bursa’nın Ayasofyası!

Yıldırım Bayezid tarafından 1396- 1399 yılları arasında mimar Ali Neccar’a yaptırılan abidevi eser, erken dönem Osmanlı sanatının en önemli örneğidir. Açılışında ilk hutbeyi Somuncu Baba’nın verdiği bu kutlu mekanın ilk imamı da Mevlid-i Şerif’in yazarı Süleyman Çelebi’dir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 100 yıl sonra yapılan cami, yirmi kubbeli geniş iç mekanıyla, Selçuklular’dan beri süregelen ulu cami tipinin en gelişmiş örneğidir. Cami içinde 5 bin kişi aynı anda namaz kılabilmektedir. İlk yapıldığında ortadaki kubbe, yağmur sularının alttaki şadırvana toplanması için açık olarak tasarlanmış, daha sonra da camla kapatılarak caminin aydınlanmasını sağlanmıştır. Ulu Cami’deki bir başka detay ise Kıble tarafında Kabe kapısının örtüsünün yer almasıdır. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in Kutsal Toprakların onarımı ve yenilenmesi için çalışmaları sırasında Kabe’ye İstanbul’dan yeni örtü gönderilmiş ve eski Kabe örtüsünü de Bursa’ya hediye etmiştir.

İç mekan, başka hiçbir camide bulunmayan zengin bir koleksiyona sahiptir. Yüzlerce yadigarın bir arada görülebileceği camideki en eski eser, Kündekari minberdir. Yani, minberin parçaları çivi veya yapıştırma ile değil, birbirine geçip bir arada tutunabilecek biçimde ceviz ağacından tasarlanmıştır. Hacı Ahmet Bin Abdülaziz adlı ustanın 1399 tarihli eseri, Selçuklu geleneğinin en güzel örneğidir. Dünyada bir benzeri bulunmayan sanat şaheserinin iki cephesi de farklı tasarlanmış, 6 bin 666 parçadan oluşan minberin yan kanatlarındaki oyma ve kabartma motiflerle, güneş sistemi ve kainat sembolize edilmiştir. Minberin doğu cephesinde Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin her birinin yörünge hareketleri, güneşe uzaklıkları ve aralarındaki büyüklük oranları tüm detaylarıyla gösterilmiştir. Bundan yüzlerce yıl öncesinde sahip olunan böylesine bir bilgi, camiyi ziyarete gelenleri hayrete düşürmektedir.

Kadim tarihçesi

Tarih içindeki yıkımlardan en çok etkilenen bölüm mihrap olmuş. Bu yüzden nakışları dönem dönem yenilenmiş, mevcut kalem işi süslemeler Sultan Abdülmecid zamanında yapılmıştır. Süslü mihrabın günümüze ulaşan en eski detayı ise, üzeri altın varak kaplı mukarnaslarıdır (geometrik işlemeli geçişler). 600 yıllık geçmişi içinde defalarca onarım gören Ulucami’de, en kapsamlı onarım 1855 depreminden sonra olmuştur. İçerideki süslemeler de bu döneme aittir. Depremden sonra devrin en ünlü hattatları tarafından hüsnü hat eserleriyle donatılan cami, farklı zamanlarda hattatlar tarafından yazılmış 192 adet hat ile dünyada emsali bulunmayan bir müze gibidir. Ayasofya’da bulunan hat levhalarını yazan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Ulucami’de 2 tane levhası bulunmaktadır. Yine o devrin büyük ustalarından olan Hacı Abdüfettah Efendinin 3 tane levhası bulunmaktadır.

Camide yer alan ‘vav’ harfi ile ilgili yüzyıllardır anlatılan rivayete göre; Somuncu Baba caminin yapıldığı sıra buraya gelir işçilere hayrına somun dağıtırmış. Somuncu Baba bir gün yine ekmek dağıtırken Hızır (as)’ın orda olduğunu fark etmiş, “Sen Hızır’sın anladım” demiş. “Buraya gelip her gün namaz kılacağına dair söz vermezsen buradaki herkese senin Hızır olduğunu söylerim” deyince; Hızır (as) her gün geleceğine dair söz vermiş ama oda bir istekte bulunmuş. “Hangi vakit geleceğimi bana kalsın” demiş. Bu rivayet üzerine Hızır (as)’ın Ulu Cami’deki ‘vav’ harfinin önünde her gün gelip namaz kıldığına inanılmaktadır.