Büyük cihad kavramı tasavvufta nasıldır?

Tarih Şebnem Kırcı
Tasavvuf
güvercin
Ncristian-Dreamstime

İslam geleneğinde büyük cihad, Allah’ın emrettiği şekilde yaşamı sürdürme misyonudur. Büyük cihad tasavvufi anlamıyla nefse karşı verilen mücadeledir. Nefse karşı verilen mücadele tasavvufta oldukça önemsenmiştir. Nefsimiz zaman zaman istekleri ile bizi zorlar, kötülüğe yönlendirir. Böyle zamanlarda ona yenik düşmemek önemlidir.

Mevlana nefsimizi en büyük put olarak tanımlamıştır. Somut olan put yıkılarak yok edilebilir ama nefsimizi yok etmek ona oranla çok daha zor bir iştir.

Kamil insana ulaşma yolunda büyük cihad anlayışı

İnsanoğlunun hedefi kamil insan olmaktır. Kamil insan olmaya giden yolda en büyük düşman ise nefsimizdir. İslam ve tasavvuf literatüründe önemli bir yeri olan nefse karşı verilen savaş; büyük cihad olarak kabul edilmiştir.

Hazreti Muhammed, Bizans İmparatorluğu’na karşı çıktığı savaş dönüşü şu sözü söylemiştir.

“Küçük cihattan büyük cihada gidiyoruz. O nefisle cihattır.” (Suyuti, II,73)

Tasavvufta büyük cihad kavramının öne çıkmasında bu sözün önemi büyüktür. Hakiki mücahitin nefsine karşı cihad açan kişi olduğu düşünülür.

Eleştirilen bir kavram…

Zaman zaman bu büyük cihad kavramının kişiyi eylemsizleştirdiği iddası ortaya çıkmıştır. Büyük cihad kavramı ile birlikte küçük cihad kavramının küçümsendiği ileri sürülmüştür. Tasavvufun İslamiyeti  eylemsizliğe ittiği iddiası doğmuştur.

Tabii tasavvufun İslam medeniyetine sayısız katkısı olduğu kuşkusuzdur. Bu sebeple bu iddiaların üzerinde çok durulmamıştır. Cihad kavramının Müslümanlar tarafından doğru anlaşılması oldukça önemli bir konudur. Günümüzün politik koşulları cihad kavramına olumsuz anlamlar yüklemiştir.

Müslümanlar zaman zaman barbarlıkla suçlanmaktadır. 11 Eylül sonrası dünyada Müslümanara karşı bir tavır alınmıştır. İslam’a karşı öfke ve korku duyguları yaratılmıştır. Cihad kavramının büyük cihad kavramı ile anlaşılması ve özümsenmesi oldukça önemlidir.

Kuran-ı Kerim’de büyük cihad ve küçük cihad

Kur’an-ı Kerimde otuz ayette geçen cihad kavramının savaş anlamıyla birlikte geniş bir mücadele alanı ve süreci olduğunu anlıyoruz.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” ( Maide Suresi, 35. Ayet)

Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan bütün eylemlerin cihad anlamına geldiğini burada kavrayabiliriz. Allah’ın kulana vermiş olduğu bedeni, aklı, malı yine onun rızasını kazanmak için kullanması gerekmektedir. Düşmana, nefse, şeytana karşı yapılan her türlü mücadele cihad sayılır. Cihadın anlmına baktığımızda üstün gayret sarfetmek olduğunu görüyoruz.

Kişinin bütün imkanlarını ve kapasitesini kullanarak düşman, şeytan ve kendisinin hırs ve bencilliğine karşı verdiği mücadele cihaddır. İbn Kayyum’a göre cihad kavramı dört kolda süreri. İlki nefistir, ikincisi şeytan, üçüncü inanmayanlara karşı mücadele ve son olarak da münafıklara karşı verilen mücadeledir.

Nefsimizi doğru imana yöneltmeliyiz. Medine döneminde inen ayetlerle inanmayanlara karşı yapılacak cihadın olgunlaşması için ümmet birliğinin ve kardeşliğinin önemiyle karşılaşırız. Hazreti Peygamber ilk anlamıyla cihad meselesine sadece kendini korumak anlamından izin vermiştir. İslamın savunulmasında savaş son seçenek olarak görülür.

Bu bağlamda cihad insan onurunun tehditlere ve saldırılara karşı savunmasıdır. İslam inanışında mümin, savaşta bile ölçülü olmalı, hırsına ve kinine yenilerek öc alma duygusu ile hareket etmemelidir. Allah’ın emrettiği biçimde savaşmalıdır. Allah her zamam adaletli davranışların yanındadır.

“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.” (Mümtehine Suresi, 60/8 Ayet)

Sözle cihadda bir başka yöntemdir. İletişim çağındaki bizler için sözlü cihadda oldukça önemlidir.