Canımız Bize Bir Emanet

dreamstime_s_111403449
Fotoğraf: © Mohd Hafiez Mohd Razali | Dreamstime.com

İslam dinindeki büyük günahlardan bir tanesi de insanın kendi canına kıymasıdır. Zaman zaman hayat bize çok ağır gelebilir ve kendimizi taşıyamayacağımız bir yükün altında hissedebiliriz.

Özellikle ilk gençlik yıllarında, duyguların daha da yukarıda yaşandığı dönemlerde dünyaya isyan etmek isteyen gençler, kendi canlarına kast edebiliyorlar. Bazen de ağır borçların altında olan ve bir şekilde depresyona giren kişilerde böyle bir düşünce olabiliyor. Sebebi her ne olursa olsun cana kıymayı düşünmek sadece bizim dinimizde değil hiçbir dinde hoş karşılanmıyor. Bizler dünyada bir sınavdayız, tüm yaşadıklarımız da bu sınavın parçası.

“Muhakkak ki biz sizi korkuyla, açlıkla ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. O sabredenlere müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği zaman: ‘Biz Allah’a aitiz ve sonunda Allah’a döneceğiz.’ derler.” (Bakara, 2/155-156)

Bir nefes üflenerek bedenle buluşan ruh, ancak Allah’ın izni ile bedeni terk edebilirİntihar eden kişiyi ahirette daha büyük acıların beklediği söyleniyor. Hadis-i Şerif’te “Bir şeyle canına kıyana, cehennemde onunla azap edilir.” [Buhari] cümlesi bulunuyor. “Ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.” [Ebu Nuaym]

Ülkemizde Tanzimat’tan önceki sözlüklerde intihar sözcüğü bile yer almıyordu. O dönemlerde intihar vakası hemen hemen hiç görülmemiş. Bazı vakalar Tanzimat’tan sonra az da olsa ortaya çıkıyor. İnancı güçlü Müslümanlar’ın intihar eğilimi olmadığı da gözlenmiş. Bizim kültürümüz dayanışma ve dostluğa dayalı bir kültür olduğu için de dara düşenin yardımına koşma zihniyeti yaygın. Bu durum da yine bizdeki intihar oranlarının azlığına örnek olarak gösteriliyor.

İslam inancında can bize Allah tarafından bahşedilen bir lütuftur. Kulun görevi yaradana ibadet etmek, onun gösterdiği yoldan gitmektir. Canın dünyadan ayrılması ilahi iradenin kararına bağlıdır. Bu ilahi kararı kul kendi başına değiştiremez. İntihar etmek bir başkasını öldürmekle aynı derecede günah olarak kabul edilmiştir.

Hz. Ebu  diyor ki: “Resulullah (Aleyhissalatu Vesselam) buyurdular ki: “Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedi olarak kendini dağdan atar. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşinin içinde elinde zehir olduğu halde ebedi olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedi olarak o demiri karnına saplar.”

Can Allah’ın emanetidir kul, emanet üzerinde tasarrufta bulunamaz. “Peygamberimiz intihar edenin cenaze namazına katılmamıştır. İntihara tepki göstermiştir. Ashabına kılmalarını emretmiştir. Bu, Müslümanlar’ın yerine getirmesi gereken bir görevdir.” (Müslim, Cenaiz 107)

Sabır ve dua dinimizin iki temel taşı. Sıkıntısız kul yoktur. Allah kullarına çeşitli dertler vererek onları sınar. Bu hadiste bu inanç, kısa ve öz olarak çok iyi şekilde ifade edilmiştir: “Allah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar.” (Buhari, Merda)

Başımıza gelen sıkıntıları sabır ve dua ile yok edebiliriz. İntihar bir kaçış yolu değildir. Dinimizde sabrın acı ama meyvesinin tatlı olduğu söylenir. Bize emanet olan cana en iyi şekilde bakmak bizim görevimizdir, zamanı geldiğinde biz bu emaneti teslim edeceğiz. O güne kadar dayanmak ve kulluk etmek müminin görevidir.

Tevekkül kavramı dinimizin en önemli kavramlarından biridir. Biz ne yaşarsak yaşayalım takdirini Allah’a bırakırız. Bunun en önemli sebebi de onun adaletine olan güvenimizdir.