Çocuk Yetiştirmenin İncelikleri

m-t-elgassier-G_acucnTJNw-unsplash.jpg
M.T. Elgassier-G AcucnTJNw-Unsplash

En önemli konularımızdandır çocuk eğitimi. Bunun için yayınlanan birçok psikoloji, kişisel gelişim, zeka geliştirici egzersiz-oyun kitapları vardır.

İki yaş “Hayır” dönemi, beş yaş “yara bandı” dönemi gibi uzayıp giden konular denizi çocuk psikolojisi. Ve çoğumuz bu sonsuz yayın içinde neyi okuyup neyi uygulayacağımızı şaşırmış durumdayız. Bilgilenmek çok önemli, tabii çocuğumuzu geliştirmek de aynı şekilde.

Peki ya 2000 yılı öncesi ebeveynleri tarafından hiç bu kitapları okumadan psikologlara başvurmadan yetiştirilen çocuklar? İyi birer yetişkin olmadılar mı? Elbette oldular şimdilerde iş güç çoluk çocuk sahibidir hepsi.

Her insan İslam fıtrat üzere doğar düsturundan hareketle gidelim. Kur’an-ı Kerim’de de yazılan bu gerçek yaratılış esası, yeryüzünün neresinde doğarsa doğsun her insan evladı için geçerlidir aslında, onu geliştirip yetiştirecek kültürel öğelerle de şekillenir. O halde İslam kültürü içine doğan çocuklar fıtratları üzere büyümeye devam eder. Diğer kültürlerde ise bu fıtrat öğeleri dünyaya geldiği toplumun ahlaki öğeleri kademesinde kalıp çocuğun içine doğduğu Hıristiyanlık, Yahudilik gibi dini öğelere göre yönlenir. Bu anlamda Kur’an-ı Kerim’e göre fıtrata uygunluktan maalesef sapılıyor.

Saf ve tertemiz dünyaya gelen evlatlarımızın bu safiyetini koruma, geliştirme vazifesi anne ve babaya düşmektedir. Bunu anlatan peygamberimiz Hz. Muhammed’in bir hadisine atıfta bulunalım:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden mesulsünüz” (Buhari, Vesaya 9).

Tüm mesuliyet bizde biz nasıl yönlendirirsek o yöne gidecek bir nehir gibi düşünelim evlatlarımızı. Bilgiyle sevgiyle şefkatle yönlendirip hayat denizine güvenle salıvereceğimiz. İlgisizlik ile kuruyacak beslenmek için başka kaynaklar arayacak ve nereye akacağı belli olmayacak hale getirmeyelim evlatlarımızı.

Eğitimizin temelinde İslami esaslar olsun. Sevginin, tatlı sözün yardımlaşmanın erdemlerinden bahsedelim. Neler yapabileceği konusunda ona yol gösterici olalım. Bunlara örnek davranışlarını övelim ki sürekliliği için çabalasın. Annesine babasına yardım etmenin mutluluğunu yaşatalım ki büyüdüğünde başka insanlara yardım etmenin hazzını tatsın. Küçücük olsun adımları bardağı masaya götürsün eğer götürürken kırar ise sakın kızmayalım bir daha denemesine izin verelim ki cesareti artsın. Ancak daha dikkatli olması gerektiğini de hatırlatalım.

Beş yaşındaki kızımıza giydiğimiz elbisenin yakışıp yakışmadığını soralım onun görüşlerine önem verdiğimizi hissetsin. Biraz daha büyümeye başladığında soruları da artacağından neden iyi insan olmamız gerektiğini neden kötülük değil iyilik yapmamız gerektiğini örnekleyelim.

Çocuğumuza yalan söylemenin sonuçlarını, doğru söylemenin erdemini somutlaştırarak anlatalım; 10 yaşından önce soyut düşünme yeteneğinin gelişmediğini unutmayalım.

Ahiret sorumluluğunu kısmen paylaştığımız evlatlarımızın geleceğini oluştururken ne iş yaparsa dürüstçe ve elinden gelenin en iyisini yapar şekilde yapmasını, kazandığı paranın hak edilmiş bir para olması gerektiğini biraz daha büyüyünce anlatmaya başlayalım. Tartıda hile yapmama adaletli olma mal mülk hırsına kapılmama konusunda olabildiğince öğütleyelim. Onlara kendi hayatımızdan kazancımızdan iş yapış şekillerimizden bahsedelim.

Yazının ilk satırlarında bahsettiğimiz çeşitli içeriklerdeki onca çocuk gelişim kitabında bunların yer almamasını ise sistemin dini ahlaki öğeleri hiçe saymasından kaynaklandığını düşünmekteyiz. Oysa yüce Allah’ın öğüdünden daha anlamlı daha erdirici öğüt olabilir mi?

Çocukla çocuk olduğu, hayatının her safhasında çocuklara derin bir sevgi ve şefkat beslediği, onları ciddiyetle dinleyip sohbet ettiği rivayet edilen Allah Resulü Hz. Peygamberimiz Muhammed’in bir hadisini de paylaşmak isteriz:

“Kimin bir çocuğu varsa onunla çocuklaşsın.” (Deylemi, III, 513).

Son olarak sizlere Kur’an’da dünyaya getirilen çocuk için edilebilecek en güzel duayı paylaşmak isteriz: Hz. Meryemin dünyaya gelince annesinin ettiği dua:

“Ben onun adını Meryem koydum, işte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı sana sığındırırım.”

(Ali-İmran Suresi 36. Ayet)