Çocuklarımızın Özgüvenini Geliştirmek Bizim Elimizde

edi-libedinsky-1bhp9zBPHVE-unsplash
Fotoğraf: Edi Libedinsky-Unsplash

Özgüven insanın hayatıyla ilgili aldığı kararları gerçekleştirebilmesi için cesaret veren güçtür ve insanın mutlu, başarılı bir hayat sürmesini sağlayan en önemli kişilik özelliğidir. Özgüven; insanın kendine yönelik olumlu yargılarının olması, kendini ve olayları kontrol edebileceği inancı, kendini sevmesi, yeterli olduğunu düşünmesi ve değerinin farkına varması, kendisiyle barışık olması, kendini olduğu gibi kabul etmesi, kendisini tanıması gibi durumlarla ilgili bir kavramdır.

Başka bir deyişle özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir.

Çocukların özgüven kazanmasında aile yaşamının, ana-baba tutumlarının ve arkadaş çevresinin çok önemli rolü vardır. Çünkü çocuk kendisine ilişkin olumlu benlik algısı edinmesini çevresinden aldığı tepkiler doğrultusunda gerçekleştirir. Bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi, özgüveni ile alakalı bir durumdur. Yani, kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.

Özgüven eksikliği yaratan etkenlerin en başında koruyucu anne-baba tutumları gelir. Anne babalar, çocuklarına karşı aşırı korumacı davranarak onları olumsuzluklardan koruduklarını düşünürler. Çocuklarını aşırı sevgi ve ilgiye boğan ebeveynler, çocuklarının hayatlarını kolaylaştırmak için onların sorumluluklarıyla yüzleşmesine fırsat vermezler. Bu, her ne kadar iyi niyetle yapılan bir davranışsa da hatalıdır. Çünkü çocuk kendisinin yapması gereken şeyleri anne babası yapmaya devam ettiği sürece sorumluluk alamayan, anne ve babasına bağımlı, problem çözme becerisi gelişmemiş, yani özgüven eksikliği duyan birey olarak büyür.

Küçük yaşlardan itibaren onları, kendi yaşamını kontrol edebilir, davranışlarının ve hayatının sorumluluklarını alabilir şekilde yetiştirmemiz gerekir. Bunun için ona, sorumluluk alabileceği görevler verilmeli bunları başardığında da takdir edilmelidir. Özellikle ilköğretim çağında çocuk kendisinin artık sorumluluk alabileceğine inanır. O artık büyümüştür. Bu dönemde ona bir şeyleri başarabileceği mesajı verilmezse, kendisine olan güveni giderek azalacak ve yerini özgüven eksikliğine bırakacaktır.

Çocuklarımızın özgüven eksikliği duymasına sebep olan diğer yanlış davranışlar da aşırı mükemmeliyetçi anne babalar olarak onları sürekli eleştirmek; başka çocuklarla kıyaslamaktır. “Sen yapamazsın”, “Senden de bu beklenirdi”, “Beni hayal kırıklığına uğrattın”, “Bak, o çocuk ne kadar başarılı” şeklinde söylenmek ya da hesap sormak, yanlış yapınca onun kişiliğini eleştirmek büyük bir hata ve özgüven yıkıcı davranışlardır. Hata yapmışsa bile onu eleştirmek yerine, hatalarından ders almasını sağlamak, sorunlarını çözebileceği şekilde onları motive etmek, sizin onu önemsediğinizi hissettirecektir.

Kendisini değerli hissetmesinde rol oynayan etkenler; daha ilk yaşlardan itibaren çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri, anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, arkadaşları gibi hayatlarında önemli yeri olan insanlar tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.
Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlığı ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen, önemsenen, güven duyulan, sorumluluk verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni oturur.

Bağımsızlık ve sorumluluk, çocuğun utangaçlığını azaltacak, kendine olan güvenini geliştirecektir. Bu konuda çocuğa yardımcı olmak için, hangi yönlerinin onaylanmadığı ile ilgili olarak onunla konuşulmalıdır. Belli bir olay ele alınmalı ve bir daha yapma fırsatı olsa nasıl davranacağı sorulmalıdır. Söz konusu davranışı etiketlemek yerine tarif ederek, davranışı değerlendirmek yerine tarafsız kalarak, beklentileri genel değil, öznel örneklerle anlatarak, yorumlara karşılık tepki vermesini isteyerek çocuğa geribildirim verilmelidir. Eğer çocukla suçlamadan ve yargılamadan konuşulabilirse, şimdikinden daha farklı şekillerde davranma yollarını bulmasına yardım edebiliriz.

Her şeyden çok değer verdiğimiz çocuklarımızın, yetişkin olduklarında anne babaları gibi onları kucaklayacak ve destekleyecek yetişkinlerle bir arada olmayacaklarını düşündüğümüzde, kendi ayakları üzerinde durabilen, zorluklar karşısında mücadele gücü olan, duygusal ve sosyal açıdan güvenli ve güçlü çocuklar yetiştirmenin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz.