Dayanışmanın İslami temeli; Sıla-ı Rahim

Fotoğraf: © Eptian Savero Fitrahnsa | Dreamstime.com

Allah, bütün insanları rahmetiyle birbirine bağlamıştır; kimisini soy bağı, kimisini din bağı ile bütün hepsini de insan olma bağı ile. Bu bağlara sıla-ı rahim denmiştir. Yani rahmet bağları. Bu bağları korumayı da insanlara emretmiştir.

Modern dünyanın en büyük gerçekliği gün geçtikçe yalnızlaşıyor olmamızdır. Eşimiz, dostumuz, akrabalarımız, yakın ya da uzak çevremizdeki tüm insanlarla ilişkilerimiz gün geçtikçe zayıflıyor. Kendimizin dışındaki insanları ve onların problemlerini gün geçtikçe umursamaz oluyoruz. Huzuru, sevinci, üzüntüyü, varlığı, yokluğu hayata dair ne varsa bireysel olarak yaşamaya doğru hızla ilerliyoruz. Aksine problemler, üzüntüler paylaşıldıkça hafifler, aynı şekilde de sevinçler de paylaşıldıkça bir anlam kazanır.

Ahlakımız, ticaretimiz, sanatımız, dinlenme ve eğlence kültürümüz, insan ilişkilerimiz gittikçe yozlaşıyor. Bunun en önemli sebebi, modern dünyanın bizlere sunduğu hayat tarzı ve kendi değerlerimizden uzaklaşmamız olarak kendini gösteriyor. Kırsaldan, küçük yerleşim yerlerinden kentlere doğru yaklaştıkça akraba ilişkilerinin zayıfladığını, hatta kaybolma noktasına geldiğini görmekteyiz. Oysa dinimiz, akraba ilişkilerini mümkün olduğunca güçlendirmemizi, onlardan muhtaç durumda olanları koruyup kollamamızı emrederken, yakınlarımızla ilişkilerimizi koparmamız açık bir dille yasaklamıştır.

İslam inananları, en yakınındakilerden başlayarak çevresindeki insanlara karşı sorumlu tutmuştur. Akrabaların yakınlığına göre bu hak ve sorumluluklar maddi ve manevi olarak farklılık göstermektedir. Bu hakları gözetmek sıla-i rahim kavramı ile ifade edilmiştir. Rahim ile kastedilen; kadın ve erkeğin ana ve baba tarafından akrabalarıdır. Sıla-i rahim; akrabalara iyilik etmek, sıkıntılarına kol-kanat germek, ihtiyacı olanlara maddi manevi yardım etmek, hasta olanları ziyaret etmek, davetlerine icabet etmek, sevinç ve üzüntülerini paylaşmak ve akrabalar arası ilişkileri güçlendirecek her türlü çabayı göstermek olarak ifade edilmektedir.

Akraba ilişkilerini gözeten inananları, insanların sevgisi, Allah’ın rızası ve mükafatı beklemektedir. Peygamber Efendimiz de sıla-ı rahimi imanla ilişkilendirerek sıla-i rahim yapanı rızkının bereketleneceği, ömrünün uzayacağı ile müjdelemektedir: “Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin geciktirilmesini isterse sıla-i rahim yapsın.” (Ebu Davud, Zekat, 45.) Hz. Peygamber (s.a.s) birçok hadisinde, Allah’a ve ahiret gününe inananların; misafire ikramda bulunmasını, sıla-i rahim yapmasını ve güzel söz söylemesini istemiş, bu sayede insanlar arasında yardımlaşma ile sağlam bir toplum ve aile yapısının sağlanacağını vurgulamıştır.

Sıla-ı rahim kavramının karşısında kat’ı rahim bulunmaktadır. Kat’ı rahim, sıla-i rahmi, ihsanı ve akrabaya iyilik etmeyi terk etmek demektir. Dinimizde sıla-i rahim üzerinde önemle durulduğu gibi, kat’ı rahimden sakındırılmış ve büyük günahlardan olduğu bildirilmiştir. Kur’an’da akraba ile ilişkiyi kesene lanet edilmiştir: ‘’Demek işbaşına gelecek olsanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız? İşte bunlar, Allah’ın lanetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.’’ (Muhammed Suresi, 22-23. Ayet)

Rahim bağı, kan bağı, aile bağı gibi biyolojik ve sosyolojik faktörler, akrabayı birbirlerine yakınlaştırmaktadır. İnsanın, önce kendi yakınlarına yardım etmesi, yaratılış yasasının gereğidir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de değişik vesilelerle bir çok yerde dile getirilmiştir; “…Birbirinin mirasçısı olan akraba (rahim sahipleri), Allah’ın kitabına göre birbirine daha yakındırlar.” (Enfal, 75; Ahzab, 6)

Dinimizde bir ibadet olarak belirtilen sıla-i rahim, aynı zamanda bu dünyada da İslami fikirlerin ve İslami hayat tarzının toplum geneline yayılıp yerleşmesinde en doğal, en önemli imkan ve açılım vesilesi olarak değerlendirilmelidir.

Batı dünyasının siyasi, ekonomik, kültürel bunca saldırısına rağmen, İslam toplumlarını ayakta tutan en temel unsurlardan birisi de tüm insanlarla ve akrabalarla yakın ilişki kurmaya teşvik edici olmasıdır. Bu teşvik sebebiyledir ki, Batının aksine Müslüman toplumlarda, darda olan herkesin elinden tutma, sıkıntıları ve güzellikleri paylaşma anlayışı vardır. Ba­tı geleneğinde bireycilik ve ruhsuz, yozlaşmış bir ilişki biçimi hakimdir. Oysa İslam, insanlarla ve özellikle akrabalarla ilişki biçimini şekillendirirken sadece soğuk ve soyut bir ilişki değil, bunu canlı ve rahmani bir anlayışa kavuşturmuştur.