Deyimlerin ilginç hikayeleri nedir?

Kültür 21 Ara 2020 Contributor
feyza-demirci-KTzE69cW51U-unsplash
Feyza Demir-Unsplash

Kadim bir kültürün zengin bir dili olan Türkçemizde sıkça kullandığımız deyimlerin ilginç hikayeleri mevcut. Dilden dile günümüze kadar gelen deyimlerin hikayeleri şöyle:

Deyimlerin ilginç hikayeleri; ağzıyla kuş tutmak

Osmanlı Devleti’nin güçlü kudretli dönemlerinde ilişkide olunan bir çok devlet, Osmanlı’ya biat etmiş desteğini görmek için ilişkileri iyi tutmak çabasına girmiştir. Saray gelenekleri köklü bir devlet erkanı düzenini de getirmiş, huzura çıkmak, huzurda konuşmak her kim olursa olsun kurallara uymayı zorunlu kılmıştır. İşte böyle vakitlerden birinde bir Fransız elçisi huzura çıkmak için arz odasında beklermiş.

İşi çok acele olup sürekli kızlar ağasına içeri ne zaman alınacağını sorar dururmuş. Israrlı şekilde Kızlar Ağasına içeri girmek için acelesi olduğunu belirten elçi, en sonunda Kızlar Ağasının şu sözlerini işitmiş: Esasen Kızlar Ağası elçiye bu ısrarının fayda etmeyeceğini zira haşmetli sultanının bugün çok sinirli olduğunu, az önce içeriden çıkan bir Frenk hokkabazın bile onu neşelendiremediğini söyler. Kızlar Ağası şöyle devam eder; Frenk hokkabazın yanan demir çubukları ağzıyla söndürüp, külahından tavşanlar çıkardığını, hatta uçurduğu bir kuşa bir şeyler söyledikten sonra kuşun gelip hokkabazın ağzına konduğunu anlatır. Ve elçiye dönüp, anlayacağın ağzınla kuş tutmaktan daha üstün bir hünerin varsa seni hemen içeri arz edeyim der.

Keçileri Kaçırmak

Bir zamanlar Anadolk’nun bir köyünde köy ağasının keçilerini dağda otlatmaya götüren bir çoban ağaç altında uyuya kalmış. Uyandığında koca keçi sürüsünden bir keçinin bile orada olmadığını görmüş. Keçileri her yerde arayan çoban, koşarak köye geri döner. Yana yakıla oradan oryaya köy meydanında koşmaya başlar. Keçileri kaçırdım, keçileri kaçırdım diye bağırır durur. Onun çaresiz ve divane halini gören köylüler dağa keçi sürüsünü aramaya giderler. Dağa vardıklarında çobanın bıraktığı yerde keçileri görürler. Keçileri sayıp tamam olduklarını gören köylüler çobanın aklını yitirdiğine hükmederler.

Etekleri zil çalmak

Anadolu’nun bir yerinde anlatılan bu olayda çarığına ve giysinin etek uçlarına kuzu çıngırakları takılı bir şeyh yaşarmış. Müritleri ve köylüler çıngırak seslerini duyunca şeyhin geçmekte olduğunu anlarlarmış.  Şeyhe neden bu çıngırakları taktığı sorulduğunda yürürken çıkan sesten karıncaların kaçacağını ve onları ezmekten çekindiği için bunu yaptığını söylermiş. Azılı bir hırsız çetesinin dadandığı köyde zabitler bu kişilerin saklandığı yerden çıkmasını pusuda beklerken şeyh oradan geçmiş. Hırsızlar şeyhin müritlerinin arasına karışıp kaçma düşüncesi ile saklandıkları yerden çıktıkları anda yakalanmışlar. Köylüler sevinçle şeyhi kucaklayıp havalara atıp şükranlarını sunmuşlar. Çıkan ses tüm köy meydanında zil sesi olarak yankılanmış. O günden sonra ahali bir şeye çok sevinen , mutlu olan birini görünce “ne o eteklerin zil çalıyor” der olmuş.

Eli kulağında olmak

Bu deyimin hikayesi çok eski zamanlara, İslamiyet’in daha ilk yıllarına dayanmakta. Bilindiği gibi İslamiyet’in beşiği olan Mekke’de Müslümanlık hızlıca yayılmış, ancak bütün müşrikler hemen Müslüman olmamıştır. Kur’an-ı Kerim ayetlerinden ve o döneme ait rivayetlerden de öğrendiğimiz üzere İslam’ı ve Müslümanları aşağılamak, onlarla, dinleriyle alay etmek müşrik Arapların başlıca eğlencesi haline gelmiştir. İşte bu dönemde ezan okumaya çıkan Bilal, müşriklerin alaylarından etkilenmemek, sadece kendi sesini duymak için elleri ile kulaklarını kapatır ezanı öyle okurmuş. O dönem birbirlerine ezan okundu mu diye soran Müslümanlar vaktin çok yaklaştığını anlatmak için Bilal’e bakıp eli kulağında derlermiş.

Eline su dökememek…

Eski zamanlarda namaz abdesti almaya kalkan Medrese hocasına öğrencisi, dergah şeyhine müridi, bir zanaat ustasına çırağı ibrikle su dökermiş. Bu su dökme işi için bu kişilere yakın olmak, adap erkan bilmek gerekirmiş. İbrikten abdest suyu dökmek için öğrenciler çıraklar müritler yarışırmış. Bu işi yapabilen kişi olabilmek için hocanın, şeyhin ustanın yakını olmak gerekirmiş. İşte bir kişinin değerinden bahsederken eline su dökememek o kişinin çırak bile olamayacağına delalet eder olmuş.

YAZI: ŞEBNEM CENGİZALP