Din Düşmanlığı Nedir?

Iceberg, buz dağı.

İnançsız kimseler tarafından yapılan bazı söz ve davranışlar din düşmanlığı olarak nitelendirilir. Ancak bir dine bağlı olduğu halde diğer dinlere karşı da düşmanlık içeren eylemler yapılabildiği görülmektedir. Yapılan eylemlerde dinlerce kutsal sayılan tüm değerler reddedilmekte, bunlarla dalga geçilmekte ve bazı zamanlarda da hakaretler edilmektedir.

Düşmanlık, bir başkasına karşı beslenen kötü niyetle başlar. Ardından da zulüm ve haklılık çizgisini aşmakla devam eder. Yani, düşmanlık git gide büyüyen bir kötülüğün tam karşılığıdır. Bu bağlamda, din düşmanlığı yalnızca söylemde kalsa bile kesinlikle yapılmaması gereken bir olgudur.

İslam bilginleri düşmanlığa sebep olan etmenleri ikiye ayırmışlardır. Bunlardan ilki kin, diğeri de kıskançlık şeklinde sıralanmıştır. Bu bağlamda kinden dolayı doğan düşmanlığa dikkat çekilmiştir. Çünkü bu düşmanlık kıskançlık kaynaklı olana nispeten daha uzun sürer ve sonuçları da daha yıkıcı olarak kabul görür. Neticede Müslümanların her türlü düşmanlığı göz önüne alarak ihtiyatlı davranması gerektiğine vurgu yapılır.

İslami açıdan din düşmanlığı ne şekilde ele alınır?

Dinimizde İslam’a karşı yapılan düşmanlığın acı bir karşılığı vardır. Bu noktada Kur’an-ı Kerim içerisinde küfre girenlerin açıkça uyarıldığı görülür. İlgili ayeti kerimelerden birinde, “İmanı küfürle değiştirenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremeyeceklerdir. Onlar için elem verici bir azap vardır.” (Ali İmran Suresi, 177. ayet) buyrulur.

Ön yargı, kin, kıskançlık, kibir, ayrımcılık, şiddet ve dışlama gibi kavramlar din düşmanlığı eylemiyle iç içe geçmiş durumdadır. İslam, insanın kötü olarak nitelendirilen bu hasletlerden uzak durmasını tembih eden bir dindir.

Düşmanlık, yalnızca din ile alakalı konularda yapılmaz. Bu bağlamda kişinin; ırk, dil, kültür ve sosyo-ekonomik durumuna karşı da düşmanlık yapılabilir. Söz konusu özelliklere karşı yapılan her türlü hakaret ve söylem de düşmanlık olarak nitelendirilebilir. Bu eylemlerin İslami açıdan hiçbir karşılığı yoktur. Dinimizde insanların dünya yaşamı için bir adalet sistemi vardır. Kimse dünyada elde ettiği maddi ve manevi güzelliklerle bir diğerinden üstün ya da alçak sayılmaz. İnsanları ahirette güzelliğe ulaştıracak tek davranışsa iman ve salih amelleridir.

İslamiyet’te gayrimüslimlere bakış açısı nasıldır?

İslam inancında Allah’a iman etmeyen kimseler gayrimüslim olarak nitelendirilir. Kur’an-ı Kerim ayetlerinden anlaşılacağı üzere de insanlar inançlarına göre temelde ikiye ayrılır. Bu bağlamda, inanan ve inanmayan toplumlara ahiret yaşamında hem mükafat hem de azap olduğu ifade edilir. Bu ayrıma karşılık, sosyal hayatta aynı düzenlemeye gidilmez.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed zamanında ve bundan sonra Müslümanlar ile gayrimüslimlerin bir arada yaşaması gereken durumlar vuku bulmuştur. Hatta bu kimseler arasında komşuluk ve ticaret bağları oluşmuştur. Osmanlı Devleti döneminde üç kıtada farklı kültürlerin yaşaması da bunun en önemli örneklerinden biridir.

Toplumsal etkileri nelerdir?

Din düşmanlığı, temelinde korku ve nefretin yer aldığı bir eylemdir. Bu hisler öncelikle kişinin kendi iç dünyasının kararmasına sebep olur. Bu tarz kötü hasletler kalbin içerisinde büyüyerek büyük ruhsal sıkıntıları da beraberinde getirir. Üstelik düşmanlığın yarattığı sorunlar yalnızca ferdi boyutta kalmaz, toplumun diğer üyelerine de sıçrar. Bu durumda giderek çoğalan bir karmaşa ve huzursuzluk ortamı yaşanır.

Kısacası, günümüz toplumlarında sıkça karşılaşılan din düşmanlığının ferdi ya da toplumsal bağlamda herhangi bir faydası yoktur. Aksine bu tarz davranışlar kişiyi içten içe bunaltmakta ve toplumsal ölçüde de büyük çaplı karmaşalara neden olmaktadır.