Dindeki beş temel hak zarurat-ı hamse nedir?

İslam Contributor
şelale
Yosemite Şelalesi, ABD. Tom Gainor-Unsplash

Peygamberlerin getirdiği dinin temel hedefi; nizamın inşa edilmesi ve zarurat-ı hamse olarak ifade edilen; canın, malın, aklın, dinin ve neslin korunmasını sağlar. İnsan, sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır ve yeryüzünde topluluk olarak yaşar. Topluluk halinde yaşamanın da getirdiği bazı ihtiyaçlar vardır.

Bunlar, insanların kendi istek ve arzularına bırakıldığı zaman çatışmalar, anlaşmazlıklar ortaya çıkar. Bu çatışmaları ve kargaşayı önlemek için Allah gönderdiği peygamberleri aracılığıyla düzeni, huzuru ve güven içinde yaşamayı sağlayacak bir düzen tesis ettirmiştir. Peygamberler, bu nizamın temelini; canın, malın, aklın, dinin ve neslin korunması üzerine inşa etmişlerdir.

Güvenceye alınması zorunlu olan bu beş esasa, ‘zarurat-ı hamse’ denir. Zarurat-ı hamse; Hz. Adem’den son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e kadar tüm peygamberlerin güvence altına alınması için çalıştığı ana konudur.  Canın korunması, malın korunması, aklın korunması, dinin korunması ve neslin korunması; barış ve güven toplumunun tesis edilmesini sağlayan İslam’ın vazgeçilmez gördüğü temel esaslardır.

Zarurat-ı hamse neden önemlidir?

Kainatta en üstün varlık insanoğludur. Yeryüzüne halife tayin edilerek; akıl, irade, düşünme konuşma, yazma vasıfları ona verilmiştir. Peygamberler ve din insana gönderilmiş, ilahi emanet kendisine yüklenmiştir. Emaneti korumak ise Müslüman olmanın ve imanın gereği olarak görülmüş; yaptıklarından ya da yapmadıklarından sorumlu tutulmuştur.

Böylesi bir değer ve sorumluluk durumu yaratılış itibari ile insanın bir takım haklara sahip olduğu sonucunu da doğurmaktadır. Bu temel haklar ise ancak sağlam bir inanç ve ahlak zemininde, adaletin sağlandığı toplumlarda gerçekleşebilir. İslam’a göre bütün haklar Yüce Allah’ın iradesine dayanır ve O’nun insana bağışıdır. Bu ilahi dayanağı itibari ile insan hakları kutsaldır. Dinin tebliğ edilmesi ile birlikte zarurat-ı hamse, başlamıştır.

Canın, neslin, aklın, mal ve dinin korunması

Maide Suresinin 32. ayetinde canın korunmasının önemi bir kişiyi öldürenin bütün insanları öldürmüş gibi olduğu ifade edilerek anlatılmaktadır. Müslümanlara, yalnızca yeryüzünde bozgun çıkaranlara karşı kendilerini savunma hakkı verilmiştir. Bunun dışında hiç kimsenin inancı, düşünceleri ve başka sebepler nedeniyle öldürülmesi söz konusu olamaz.

Dinin emniyeti esası, Kafirun Suresinin 6.ayetinde açıkça ”Sizin dininiz size, benim dinim bana” ifadesi ile belirtilmektedir. İslam’a göre dinde zorlama, tehdit ve baskıya yer yoktur. Hz. Muhammed’in yaptığı savaşlar, Mekkeli müşriklere karşı ümmetini ve dinini korumak amacıyladır. Furkan Suresinde Müminlere, İslam hakkında kötü söz söyleyenlerin yanından ”Selam” diyerek uzaklaşmaları emredilir. İman etmek ve inkar etmek arasında seçim yapmak insanın iradesine bırakılmıştır.

İslam’da alın teri dökerek, başkasının hakkına girmeden kazanılan her para ve mal helaldir. Ancak istiflemek ve israf haramdır. Dinimiz yardımlaşmayı, ihtiyaçtan fazlasının infak etmeyi, ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesini emreder. Haksız kazanç, başkasının malına göz dikmek, hırsızlık en büyük günahlar arasındadır. Çünkü bir başkasının hakkını gasp edilmesi anlamını taşır. Müminlere ancak emek harcayarak kazandıkları helal kılınmıştır.

Güvenli, huzurlu toplum olmanın önemi

Kuran’da yer alan pek çok ayet İslam’ın aile mevhumuna çok önem verdiğini göstermektedir. Dinimiz neslinin devamını ve meşru yolla çoğalmasını sağlamak için nikahla evlenmeyi zorunlu kılmıştır. İnsan fıtratına ve ahlaka aykırı, nesle, topluma zarar veren zinayı ve fuhşu kesin bir dille yasaklamış haram kılmıştır.

Zina yasaklanarak neslin korunması amaçlanır. İslam, nikahsız, gayr-i meşru ilişkileri çirkin görerek yasaklamış evliliği teşvik etmiştir. Zina ağır bir suç sayılarak şiddetle cezalandırılması buyurulmuştur.

Akletmek Kuran’da insanoğlunun en önemli vasıflarından biri olarak görülmüştür. Çünkü akıl, din sahibi olmanın en temel şartıdır. Aklı olmayanın dini de olmayacağı ortadadır. Ancak düşünebilme kabiliyetine sahip olanlar irade sahibidir. Aklın korunması bu noktada ortaya çıkar. Çünkü insan kendi aklı ve özgür iradesiyle yaptığı seçimlerden sorumlu tutulabilir.