Dinimizde Temel Hak ve Özgürlükler

102863697_m.jpg
Ağaç yaşken eğilir.

Özgürlük, insanın önünde bir engel olmadan ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesidir. Çoğunlukla haklar bütünü olarak ifade edilen özgürlüğün günümüzdeki tanımı; kişinin diğer bireylerin haklarına saygı duyduğu müddetçe dilediği biçimde hareket edebilmesi, kimse tarafından iradesinin engellenmemesidir.

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları her bireye bağımsız olarak karar verme ve kendini geliştirme özgürlüğü sunar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve diğerlerinin özgürlüğünü kısıtlamamak koşuluyla dengelenir.

İslam’a göre ise insanın varlığı, onun temel haklara sahip olabilmesi için yeterli bir sebeptir. Diline, ırkına, cinsiyetine, statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan olduğu için tanınan haklar vardır. Yüce Allah, hiçbir kulunu diğerinden ayırmaz, kimseyi kimseden üstün kılmaz.

Yaratılış olarak her insan hak ve özgürlükler bakımından Allah katında eşit olarak dünyaya gelmiştir. Bir başkasının hakkına girmek, en büyük günah olarak kabul edilir.

Kul hakları kavramı ise başkalarına ait olup dokunulmaz kabul edilmesi gereken maddi veya manevi imkanlar ile başkaları lehine yerine getirmekle yükümlü olduğumuz görevleri ifade eder. İnsanların asırlardır toplum halinde yaşamaları ise birbirleri karşısında hak ve sorumlulukları doğurur.

İslam alimlerinden bazıları, Allah’ın din göndermekteki maksadını, insanın canını, malını, ırzını, aklını ve neslini korumak olarak sıralamışlardır.

Kuşkusuz insan haklarının en başında yaşama hakkı gelir. Hayat sahibi olmak Allah’ın zati sıfatlarından biri olduğundan; alemlerin Rabb’i (Hayy) olan Allah, evrendeki bütün canlılara yaşam bağışlayandır. İslam dininde yaşama hakkı dokunulmaz olarak kabul edilmiş ve bu durum Kur’an’da;

“… Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın.” (İsra Suresi, 33 Ayet.)  olarak buyrulmuştur.

Yaşama hakkı Kur’an’ın bir başka ayetinde ise;

“Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimsenin yaşamasını sağlarsa bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Maide Suresi, 32. Ayet) buyrularak bir insanın yaşamına son verilmesi en büyük günahlardan biri olarak sayılırken bir insanın yaşamasına vesile olmak da büyük bir erdem olarak görülmüştür.

İnsanın hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan pek çok şey insanda bu şeylere sahip olma azmi olarak ortaya çıkmıştır. Yaratılış itibariyle mal edinmeye meyyal olan insanın meyline uygun olarak İslam’da mülkiyet hakkı tanınmıştır. Mülkiyet hakkı, bir eşyanın sahibi tarafından ihtiyaçları doğrultusunda dilediği gibi kullanılma hakkı olarak tanımlanabilir.

İslam’da mülkiyet hakkı sadece eve, hayvana sahip olmakla tanımlanmamıştır. Aynı zamanda mülkiyet hakkı, insana o evde istediği gibi oturabilme, hayvana binebilme hakkı da tanır. Mal ve mülk konusunda insandan insana fark vardır. Kur’an-ı Kerim’de bu fark şöyle ifade edilir:

“Allah rızık hususunda kiminizi kiminizden üstün kıldı.’’ (Nahl Suresi, 77. Ayet). Bu farklılık maddi olarak diğerlerinden üstün insanların, ihtiyacı olan kimselere yardım etmesini gerektirir.

İslam’da bir diğer temel hak da kişinin onur ve saygınlığının korunması yönündedir. İslam dini Müslümanlar’a birbirlerinin ırz, şeref ve namusuna saygılı olmayı emretmiştir. İslam ahlakında insanlara hakaret etmenin ve kötü söz söylemenin yeri yoktur.

Yüce Allah, insana inanma özgürlüğü bahşetmiştir. İslamiyet’e göre iman bir gönül meselesi olup, asla baskı konusu olamaz. Kur’an’da,

“Eğer Rabb’in dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi hakkı benimseyip iman ederdi. Yoksa sen inanmaları için insanlara zor mu kullanacaksın?” (Yunus Suresi, 10/99) buyurulmuş, hak ve hakikatin gösterildiğini, bundan böyle dileyenin iman etmeyi, dileyenin de sonuçlarına katlanması kaydıyla küfrü tercih edebileceği (el-Kehf 18/29) uyarısı yapılmıştır.