Dünya İşlerine Takılmak Huşu ile İbadete Engel mi?  

ID 178401419 © White Life | Dreamstime.com
Fotoğraf: ID 178401419 © White Life | Dreamstime.com

Huşu, sözlük anlamı ile sakin durma anlamı taşır. Dini bir terim olarak da Allah’a karşı boyun eğmeyi ve tevazu sahibi olmayı kapsar. Bu terime Kur’an-ı Kerim ayetlerinde ve Hz. Muhammed’in bazı hadisi şeriflerinde rastlanır. Buralarda kadınlar ve erkekler için “boyun eğen kullar” benzetmesi yapılır. Huşu, fıtri bir özellik olmasının yanı sıra ibadetler esnasında da aranan bir özelliktir. Bu bağlamda, özellikle namaz kılınırken müminlerin huşu içerisinde olmaları beklenir.

Huşu içinde olmak nasıl tasvir edilir? İslam alimleri huşu içinde olmanın hem fiili hem de kalbi bir eylem olduğuna dair bazı açıklamalara yer verirler. Bu bağlamda, Abdullah bin Abbas’a göre huşu “Onlar namazlarında korku ve sükunet içindedirler.” şeklinde ifade edilir. Hz. Ali içinse huşu, “Huşu’dan maksat kalbin huşusudur.” (İbn Kesir) şeklinde anlatılır. Buradan anlaşılacağı üzere huşu gerek bedenin gerek de kalbin dışarıdan gelecek tüm etmenlere karşı kapatılması olarak açıklanabilir.

İbadetleri huşu ile yapmanın önemi… İbadetlerini huşu içerisinde yapan Müslümanlar, kendilerini Allah’a kavuşmuş gibi hissederler. İbadetin gerçek anlamda tamamlanması ve kalbin tüm kötülüklerden kurtulabilmesi de ancak bu sayede olur. Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili şöyle buyrulur: “Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz bunlar, Allah’a huşu ile boyun eğenlerden başkasına ağır gelir.” (Bakara Suresi, 45. Ayet) Bu ayetten anlaşılacağı üzere huşu ile ibadet etmek bazı insanlar için oldukça zor bir eylemdir. Ancak yapılan ibadetlerden nasibini alacak kimseler de huşu içerisinde olabilenlerdir. Yani, Allah’a kuşku duymadan boyun eğebilen müminlerdir.

Namazda aranan huşu nedir? İbadetler arasında huşu ile en fazla anılan namaz ibadetidir. Bu bağlamda, Müslümanlar namazda huşuya ermenin şartını Bahaeddin Nakşibend’e sorarlar. O da cevap olarak şu dört maddeyi sıralar: Helal lokma. Abdest alırken gaflete düşmemek. İlk tekbiri alırken kendini ilahi huzurda bilmek. Namazdan kalkınca da Allah’ı asla unutmamak.

İbadetlerde huşu içerisinde olmak isteyen bir kimsenin, ibadette ısrarcı olması gerekir. Bu bağlamda, Kur’an’da şöyle buyrulur: “Ancak namaz kılanlar başka; namazlarını devamlı kılanlar; namazlarının gereklerini titizlikle yerine getirenler; işte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.” (Mearic Suresi; 22, 23,34 ve 35. Ayet)

İbadet esnasında zihnin dünya işlerine kayması sık sık karşılaşılan bir problemdir. Bu problemin temelinde şeytan vesvesesi ile ihlas eksikliği yatar. Bu sebeple, ibadetini huşu ile yapmak isteyen kimsenin öncelikle vesveseden kurtulması ve ihlasındaki eksikliği gidermesi gerekir. İhlas, her işte Allah ve O’nun rızası arandığı takdirde artar. Bu bağlamda, kişi ibadetlerini Allah’ın karşısındaymış gibi yaparsa daha ihlaslı hareketler sergiler.

Bedenin ibadet görevini yerine getirmesi, o ibadeti makbul yapmaz. Bu bağlamda, yapılan ibadetin yerine ulaşabilmesi ancak beden ve kalbin ibadette olması ile mümkün olur. Özellikle namazda huşu sağlanabilmesi için “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil’azim” denmesi faydalıdır. Bu bağlamda, La Havle çekmek kulun zor anında yardım alabileceği faydalı sözler arasındadır.

Namazda huşu sağlayabilmek için namaz kılınan ortamı düzenlemek de oldukça faydalı bir iştir. Bu bağlamda; göz önünde dağınıklık yapan eşyalar kaldırılabilir, aydınlık yerine daha hafif bir ışık açılabilir ve sade seccadelerden destek alınabilir. Bu önlemler zihnin toplanmasına destek olur. Vesveseden kurtulmak içinse farklı önlemlerin alınması gerekir. Bu bağlamda, nefsin vesvesesi ile mücadele edebilmek için çeşitli cezalara yönelerek kalbi frenlemek mümkündür.