Dünya ve Ahiret Arasındaki Denge

© Tanu2534 | Dreamstime.com

Günümüzde egemen ve yaygın olan düşünce maddeciliktir. Modern dünya, ahiret kaygılarını hayatın dışına iterek ve ölümü unutturarak insanı tamamen dünyaya yönlendirmekte, onu dünya nimet ve eğlencelerinin bağımlısı haline getirmektedir. Çoğu zaman insanlar ölümü hatırlamadan ve sanki hiç ölmeyecekmiş gibi düşünüp davranmakta; günlük yaşamlarında ve birbirleri ile ilişkilerinde mevki makam gibi para pul gibi dünyevi gayeleri esas almaktadır.

Dünyaya hırsla bağlanan bu insanları Kuran şöyle tanımlar: “Andolsun ki onları hayata karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Allah’a eş koşanlardan her biri, ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah, onların yaptıklarını eksiksiz görür.” (Bakara, 96. Ayet) “Onun için sen (habibim) bizi anmaktan yüz çeviren, dünya hayatından başkasını arzu etmeyenlerden yüz çevir.” (Necm, 29. Ayet)

İslam’a göre dünya ve ahiret arasındaki dengede ne dünya ahiretin ne de ahiret, dünyanın karşıtı, alternatifi değildir. Dünya ve ahiret birbirini takip eden iki gerçektir. Bu iki hayatı birbirinden ayırmak, bedenle ruhu birbirinden ayırmak gibidir. Her ikisi de bir bütünün yarısı ve bir birinin tamamlayıcısıdır. Ahirete giden yol dünyadan geçmektedir. Cennete de cehenneme de dünyadan gidilmektedir. Ahiret, insanın sonsuz hayatıdır. Dünya ise ahirete açılan kapı ve ahiretin tarlası, hangimizin daha güzel ve ahlaki amellerde bulunacağı bir sınav meydanıdır.

Bu noktada Kur’an-Kerim, bizlere iki hayat arasında denge kuracak yaklaşımlar sunar. Bu yaklaşımlar, dünya nimetleri ile olan ilişkilerimizi düzenler ve bu ilişkileri doğru ve ölçülü bir şekilde geliştirmemize rehberlik eder. Nitekim Kur’an’da yüzden fazla terim ve deyim olarak ahiret inancı işlenmekte, tekrarlanmaktadır. Söz konusu tekrarlarla konunun önemini vurgulamak, insanda sorumluluk duygusunu pekiştirmek, dünya ve ahiret dengesini sağlamak amaçlanmaktadır. Bizden sadece dünyayı veya ahireti istememizin doğru olmadığı buyurularak her iki dünyanın meşru güzelliklerini birlikte istememizi şöyle öğütlemektedir: “Rabbimiz! Bize bu dünyada da ahirette de iyilik ver.” (Bakara, 20. Ayet)

Bir başka ayette ise “Allah’ın sana verdiğinden O’nun yolunda harcayarak ahiret yurdunu gözet; ama dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 77. Ayet) buyurulmaktadır. Rabbimizin bizden istediği, ne dünya için ahireti feda etmek, ne de ahiret için dünyayı terk etmektir. Bizden istenen, bu iki hayat arasında bir denge kurabilmektir. Dünyevileşme insanlık için ciddi bir problemdir. Dünyevileşme küresel bir anlayış olarak insanlığa hükmetmektedir. Bu anlayış, beraberinde bireyselciliği, hazcılığı getirmekte, dinin öğütlediği yardımlaşma ve paylaşma gibi erdemleri hayattan soyutlayarak, milyonlarca insanın sömürülüp açlığa mahkum olmasına, yeryüzünde toplumsal ve ekolojik dengenin bozulmasına sebep olmaktadır.

Oysa Yüce Rabbimiz, kainattaki her şeyi bir denge üzerine yaratmıştır. Fakat günümüz insanının bu dengeyi ve hayat anlayışını yitirmesinin sonuçları tüm ibretiyle karşımızda durmaktadır. Bugün insanlık, modern dünyanın daha çok kazanma ve haz alma tutkusunun, bilerek ya da bilmeyerek adeta esiri olmaktadır. Dünyanın bir köşesinde insanlar yiyecek ekmeğe, suya muhtaçken, diğer bir köşesinde israf, savurganlık, vurdumduymazlık, bencillik had safhadadır. Tüketim, modernleşme, zenginleşme yarışı içinde insanlık, dünya ile öte dünya, hayat ile ölüm, akıl ile gönül arasına duvarlar örmektedir.

Kimileri daha konforlu, daha ışıltılı bir hayat arzularken, nice canlar ise güvende olacakları bir toprak uğruna denizlerin karanlık sularında umutları ve yarınlarıyla birlikte yok olmaktadır. Bu olumsuzluklar karşısında insanlığın, bugün topyekün bir adalet anlayışına muhtaç olduğu açıktır. Ancak bu anlayışın, sadece çağrılarla değil, sağlam ve sarsılmaz bir imanla, tükenmemiş gönüllerle hayata geçirilebileceği asla unutulmamalıdır.