Dünyevileşme nedir? İslam düşüncesinde yeri nedir?

Dünya Contributor
New York
New York. Robert Bye-Unsplash

Son dönemde gündemden düşmeyen sorulardan biri de dünyevileşme nedir şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun temelini, Müslümanların inandığı şekilde yaşama veya yaşayamamasın meydana getirdiği düşünülür. Çünkü birtakım yaşantılarda inanç ve davranış biçimi arasında büyük bir uyumsuzluk olduğu fark edilen bir gerçektir.

Kavramsal anlamıyla dünyevileşme nedir?

Basitçe ortaya atılan dünyevileşme nedir sorusunun en net hali kişinin ilgi ve yoğunluğunun büyük bir kısmını dünyevi meseleler için harcamasıdır. Bu noktada başta imani ve ahlaki olmak üzere uhrevi konulardan sıyrılıp, tamamen dünya işlerinde faaliyet gösterildiği dikkat çeker.

Dünyevileşme kavramı kapsam bakımından oldukça büyük bir yelpazenin sahibidir. Bu bakımdan dünyevileşmeyi kişinin; bakış açısında, yaşam tarzında, akıl ve mantık ilişkisinde açıkça görmek mümkündür.

İslam inancında aşırılığın her türlüsü yasaklanmış ve Müslümanların daima bir orta yol bulması tembihlenmiştir. Oysa dünyevileşmenin olduğu yer, fani işlere verilen yoğunluk sebebiyle dengeden ve orta yoldan şaşılmış olarak kabul edilir. Aldatıcı dünya işlerinin ön plana çıkmasıysa maneviyattan ve dinin diğer getirilerinden uzaklaşmak demektir.

Maneviyattan uzaklaşıp dünya işlerine dalmanın tezahürleri nelerdir?

Dünyevileşme hem kişi hem de toplum bazında gözle görülür tezahürlere sahiptir. Dünya malına ve mevkiine olan meyil, kendini farklı alanlarda açıkça belli edebilir. Bu alanların başında ağırlıklı olarak kabul edildiği üzere ibadetlerden uzaklaşmak gelir.

Kainatın yegane yaratıcısı olan Allahü Teala’nın şüphesiz ki kullarının; namazına, zekatına ya da diğer ibadetlerine ihtiyacı yoktur. Ancak insanın yaradılış gayesi kulluk olmak ve bunun vazifelerini yerine getirmek üzerinedir. Allah’ın bizlerin ibadetine ihtiyacı olmadığı gerekçesiyle, kulluk bilincinden şaşmak dünyevileşmenin ilk tezahürüdür.

İman ve inanç esaslarından uzaklaşmanın ardından gelen tezahür İslam’da meşru sayılmayan ve hatta haram sayılan işlere yönelmektir. Burada da kişi, kendini bulaşmış olduğu haramdan çıkarmaya çalışır ve kimi zaman da toplum yapısını işlediği günaha sebep olarak gösterir. Her iki durumda da dünyevileşmenin getirileri dünya ve ahiret yaşamı açısından sakıncalı olarak kabul edilir.

Yeni dünyada insanların önem sıralaması nasıldır?

Dini kapsamda yapılan birtakım araştırmalar günümüz Müslümanlarının yaşam önceliklerindeki değişime dikkat çekmektedir. Bu bakımdan, yakın zamana kadar ön planda tutulan; maneviyat, ahlak ve erdem gibi kavramlar yerini maddiyat ve ekonomi gibi somut değerlere bırakmış durumdadır. Bunun doğal bir getirisi olarak da insana verilen değer toplumların büyük bir bölümünde parayla ölçülmeye başlamıştır.

Oysa, İslam dini evrensel bir niteliktedir; geçmiş, günümüz ve hatta gelecek dönemdeki toplumların tümüne hitap eder. Dinimizde, maddiyatın ve ekonominin öne sürülerek insanın dünyevileşmesine yer yoktur. Bunun aksine kişiden helal yolla çalışıp kazanması ve aynı anda kulluk vazifelerini yerine getirmesi beklenir. Yani, salih bir kul dünya ve ahiret işlerini belirli bir dengede yerine getirmelidir.

Kur’an-ı Kerim’in indirildiği dönem Cahiliye olarak isimlendirilmiştir. Bu dönem, dünyevileşmenin en ağır yaşandığı zaman dilimlerinden biridir. İnsanlar bu dönemde; sahip köle ilişkisi sürdürmüş, cinsiyet ayrımı yaparak kız çocuklarını öldürmüş ve mal varlığıyla kan davaları gütmüştür. Ancak dünya malına ve mevkiine yönelmenin kimseye bir faydası olmadığı anlaşılmıştır.

İnsanın fıtratı geçmişte, günümüzde ve gelecekte aynı şekilde devam eder. Dünya yaşamı fani ve aldatıcı güzelliklerle doludur. Allahü Teala, nimetlerinden bir kısmını bu dünyada da bizlere sunmuştur. Bizlere düşen nimetlerin farkında olarak bunlara şükretmek, verilen nimetlerden yararlanmak; ancak aşırılıktan uzak durmaktır.