El sanatları; Osmanlı’nın özgün imzası!

Kültür 30 Nis 2021 Buket Cengizalp
çini sanatı
Fotoğraf: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı

Geleneksel Türk ve İslam kültürünün aynı potada eritilmesiyle oluşturulan el sanatları, Osmanlı’ya has bir sanat anlayışının ve kültürün oluşmasını sağlamıştır. Osmanlı döneminde süsleme ve el sanatları oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle kuruluş ve yükselme devirlerinde ortaya konan eserler, özgün ve karakteristik bir sanat anlayışını da beraberinde getirmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmultur:

“Allah güzeldir, güzeli sever” buyurmuştur. (Müslim, Îman, 147)

Bu hadis-i şeriften yola çıkılarak “sanat Allah içindir” anlayışı, o dönemki eserlere sirayet ederek, madde ve manayı bir araya getiren çeşitli sanat dalları meydana getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu öncesinde de sıkça rastlanan sembolcü anlatım tekniği, Osmanlı sanatında da vurgulanmış ve lale gibi sembolleri kullanmıştır.

Kadim kültür; el sanatları

Üç farklı kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu; sanat, zanaat ve kültür faaliyetlerinin gerçekleştiği bir merkez haline gelmiştir. Kuruluş devrinden itibaren İznik, Bursa, İstanbul, Edirne gibi noktalar Osmanlı’da sanat ve mimarinin beşiği olmuştur. Osmanlı’nın çinileri, minyatürleri ve günümüze kadar gelen binlerce eseri vardır. Bu eserler Osmanlı el sanatlarına ait zengin birer hazinedir.

Bir milletin kültürel kişiliğinin bir çeşit ifadesi olan el sanatları, Osmanlı’nın yükseliş dönemlerinde yeni bir ifade kazanmıştır. Bu sanat dallarının her biri kendi içinde ustalık alanları oluşturmuştur. Kuyumcular, katipler, dokumacılar, çiniciler ve daha nicesinde oluşan bu sanat ve zanaat grupları, adeta birer eğitim kurumu gibi kendi içlerinde çalışarak ve çalıştırarak büyümüşlerdir.

16. yüzyılla beraber lale ve gül gibi çiçek desenleri Osmanlı sanatının ana temalarını oluşturmuştur. Lale, Allah sevgisini sembolize eden bir semboldür. Osmanlı döneminde sanatçılar Allah sevgisini tasvir etme amacıyla, lale çiçeğini kullanmışlardır. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) duyulan sevgi için gül motifleri kullanılmıştır. Çiçeklerin en güzeli olan gül, mis gibi kokar diye Peygamberimize duyulan sevgiyi sembolik olarak ifade etmiştir.

Süsleme sanatının zirvesi: Çinicilik

Osmanlıların İznik civarında bir çini merkezi kurmasına kadar, Selçuklu Döneminden beri bir duraksama yaşanmıştır. İznik ve Kütahya’dan sonra çini, Bursa, Edirne ve İstanbul’da yaygınlaşmıştır. Toprağın fırında kurutulmasıyla elde edilen çiniler, özellikle camii ve saray duvarlarının süslenmesinde büyük önem arz etmektedir. On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda mimari ile kaynaşmış çini süslemeleri oldukça yaygınlaşmıştır.

Osmanlı’da tekrardan dönen çini sanatı, Selçuklulara nazaran daha parlak renkler içerir. Bu dönemde yeşil, mavi ve sarı gibi canlı renkler kullanılmaya başlanmıştır. Porselen boyama tekniğinin Çin’den alınması sebebiyle bu sanat Çini ismiyle adlandırılmıştır. Çini sanatının en güzel örneklerini taşıyan olan Sadrazam Rüstem Paşa Cami, Mimar Sinan tarafından, çininin önemli gelişmeler kaydettiği on altıncı yüzyıl döneminde yapılmıştır.

Osmanlı’da minyatür şahaserleri

Minyatür, genel anlamıyla çok ince işçiliğe sahip olan küçük boyutlu resim sanatlarını ifade eder. Minyatür sanatının, anlatılmak istenen konunun eksiksiz olarak anlatılma amacı taşıdığı bilinmektedir. Bu nedenle minyatür sanatı, uzaklık ve boy kavramlarından uzaktır, perspektif veya gölgelendirme içermez.

Minyatürler, Avrupai perspektiften uzak iki boyutlu resimlerdir. Minyatür sanatının dikkat çeken bir diğer özelliği, içinde yer alan kimselerin önemine göre boyutunun büyütüp küçültülmesidir. Figürler, birbirini kapatmayacak şekilde resmedilir ve en ince ayrıntılara kadar resmedilir.

Minyatür sanatı, tahta geçiş merasimleri ve savaşlar gibi tarih açısından önemli konuların resmedilmesinde kullanılmıştır. Müslümanlığın da etkisiyle “dünyanın faniliği, ahiretin bakiliği” felsefesi, minyatür sanatına uyarlanarak dünya hayatının geçiciliği vurgulanmıştır. Nakkaş Sinan, minyatür sanatının en önemli temsilcisi sayılırken, çizdiği “gül koklayan Fatih” portresi minyatür sanatının şaheseri olarak kabul edilmiştir.