El Vehhab; Karşılık Beklemeden Bolca Veren!

İslam 22 Ara 2020 Contributor
luc-vlekken-9Y8A97opXQ4-unsplash
Etretat, Fransa. Luc Vlekken-Unsplash

El Vehhab ismi şerifi Yüce Allah’ın kullarına sonsuz ve kesintisiz olarak karşılık beklemeden ikramda bulunmasını anlatır. Vehhab, ‘hibe’ kökünden gelen süreklilik ve bolluk ifade eden bir kalıptır. Bedenimizi, aklımızı ve ruhumuzu, uyum içerisinde yaşayabileceğimiz bir evreni, ailemizi, evlatlarımızı kısaca her şeyimizi, karşılık beklemeksizin bize veren, hibe eden El Vehhab olan Rabbimizdir. Her nimetin sahibi de lütfedeni ve dağıtıcısı da O’dur. Bu sebeple istenecekler O’ndan istenir, ihtiyaçlar O’na arz edilir. Vehhab olan Allah, hiçbir karşılık almadan verir; ancak kendi istediği zamanda ve halde lütfuna rıza gösterir.

 Allah ihsanda bulunurken karşılık bekler mi?

O’nun verişi, her hangi bir görev karşılığında ve hak etmeye bağlı değildir. Her şeyi bilen, her yaptığını bir hikmete göre yapan Rabbimizin ihsanıdır. Rabbinin ilmine ve hikmetine iman edenler, O’nun verdikleri ya da vermedikleri konusunda hesap soramazlar, itiraz da etmezler. Sahip olunan her iyilik ve mutluluk vesilesinin yalnızca Allah’ın lütuf ve ihsanı sayesinde gerçekleştiğini idrak etmişlerdir. Verilenleri hak ettiğini düşünme gafletine düşmezler.

Kur’an-ı Kerim’de El Vehhab ifadesi

Allah Vehhab olduğu için ihsan eder, kul da Rabbine tek ve eşsiz yaratıcı olduğu için iman ve ibadet eder. Bu sadece, bütün ihsanların gerçek sahibine minnet duygusunun bir ifadesidir. Kur’an-ı Kerim’de “Vehhab” ismi çeşitli vesilelerle ifade edilir. Örneğin, Al-i İmran Suresi’nin 8. ayetinde Rabbimizin Vehhab ismine sığınmamız, kendi katından bir rahmet lütfetmesi ve kalplerimizi doğru yoldan saptırmaması için O’na yalvarmamız buyurulmaktadır. Sad Suresi, 35. ayetinde Hz. Süleyman (as)’ın Vehhab ismi şerifine sığınarak dua ettiği anlatılır.

Kur’an-ı Kerim’de bu konuda dikkat çeken nokta; rahmet, hikmet veya mülk gibi kulun kendi elinde olmayan şeyler istenirken Vehhab ismi şerifinin sığınılacak ilahi bir dayanak olduğunun vurgulanmasıdır. Kulların isteklerine kendilerince ulaşmaları mümkün olmadığı gibi bunları Allah’tan başka ihsan edebilecek bir merci de yoktur.

Karşılık beklemeden vermek neden önemli?

Müminler arasında vermeyi seven ve usulünce başarabilenler, Yüce Allah’ın Vehhab isminin bir tecellisidir. Öyle ki Rabbimiz, dilediği kullarına ihsanda bulunurken ve nimetlerini dağıtırken bir imtihan vesilesi olarak bunu bazen kulları aracılığıyla yapar. O kullarına o imkanları ihsan eden Allah olduğu gibi verene bu muhabbeti, alana da faydalanma nasibini bağışlayan da O’dur. İnsan Suresi, 9. Ve 10. Ayetlerde buyurulduğu gibi; bu kulları Rablerinin lütuflarını paylaşırken manevi bir yakınlık, kardeşlik ve minnettarlık duyguları yanında Allah rızasından başka bir şeyi gözetmezler. Verme davranışındaki bakış açıları, kendilerinde bulunan emaneti sahibine ulaştırdıkları düşüncesidir.

Kim ki şeref kazanmak, övülmek, insanlar tarafından takdir görmek gayesiyle hibe eder, cömertlik gösterirse, kazanmayı heves ettiği şeylerin kölesinden başka bir şey değildir. Gerçek manada cömertlik, kendisinin elde edeceği hiç bir karşılık bulunmasa da insanlara faydalı olmayı gaye edinendir. Esasen veren el olabilmek Rabbimizin bir lütfu olduğu kadar, bunu sadece O’nun rızasını kazanmak uğruna yapabilmek de büyük bir lütuftur.

Vermek ruhu iyileştiren bir ameldir. Başkalarını düşünmeyen, yalnızca kendi çıkarlarına odaklanmış insanlar, hayatın aynı zamanda bir paylaşım sistemi olduğunu göremezler. Karşılık beklemeden vermenin sağladığı manevi huzuru yaşamaktan mahrumdurlar. Sahip olma hırsı ve kibri nedeniyle çevresindeki insanlardan uzaklaşır onlarla aynı bütünün bir parçası olduklarını idrak edemezler. Oysa sahip olmak da sahip olamamak da bir imtihandır. İkisi de aç gözlülükle, hırsla, şükürle sınanır.

YAZI: DEMET DEMİROK