Emanetin Sorumluluğu Ağırdır

dreamstime_xs_132010053
Fotoğraf: © Jinaritt Thongruay - Dreamstime.com

Emanet… “Bana Allah’tan emanet”, “Bana senden emanet”, “O bana babamdan emanet”, “Vatan bize emanet” gibi cümleleri sıkça duyarız.

Ayrı bir duygusallık çağrıştırır emanet kelimesi insana. Söyleyeni de duygusallaştırır. Emanet eden, emanet edilen ve kendisi arasında gizli bir bağ vardır sanki. Karşısındakine görünmez olan bu bağı dolan gözleri ile anlatmaya çalışır belki de emanetçi. Tabii bu duygusal anlatımlar kişisel anlamdaki emanetler ve gerçekten emanete hıyanetin ne kadar günah ve cezasız kalmayacak bir son olduğu bilincinde olan müminler içindir.

Kur’an-ı Kerim’de ise varlığın insana emanetinden söz edilir. Bu açıdan bakıldığında insan üstün bir varlıktır. Emanete hıyanet mi yoksa sadakat mi göstereceği insanoğlunun iradesini imtihan edecektir. Hıyanet ederse sonuçlarını yaşayacaktır. Tüm mülkün sahibi olan Allah bu yeryüzü mülküne emanetçi olarak insanı atamıştır. Egosuna, nankörlüğüne yenilecek insan, bu sınavın sonunda hak ettiği cezayı alır. Emanet bir şeyi güvenle ve iç huzur ile bir başkasına teslim etmek ya da bir başkasından almaktır.

O halde emanet eden ve alan taraflar arasında bir güven tesis edilmiş olmalıdır. Zaten emanet sözcüğünün kökü olan “emn” korkudan kurtulma, sükunet bulma anlamındadır ve iman kelimesi de aynı kökten gelir. Karşılıklı güven bağı ancak şuurlu benlikler arasında olabilir. O halde emanet kavramı sadece insanın taşıyabileceği bir yük olmalıdır. Böyle olmasına dair bir ayet Ahzap suresinde yer alır:

“Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti (ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir. (Ahzap Suresi, 72. Ayet)

Tüm varlığın, kainat ve tabiatın emanet edildiği insanoğlu imanının gücü ölçüsünde bu emanetlere sahip çıkacaktır. Çünkü hıyanet ile imanın nasıl zıt olduğunu anlatan ve alemlere Rahmet olarak gönderilmiş Hz. Muhammed’e ait şöyle bir hadis vardır: “Emanete saygısı olmayanın imanı da yoktur” (Tirmizi)

Emanet kavramının hayat bulabilmesi için gerekli olan şuurlu ve kararlı varlık gereksinimi bu konuya haiz olma ehil olma gerekliliğindendir. Nisa Suresi’nin 58. Ayeti bize bunu anlatır: “Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah size, emanetleri onlara ehil olanlara teslim etmenizi emreder.”

Bu her iş ve görev için geçerlidir. O halde hayatın tümü bir emanet ve imtihandır. Nasıl ki akli dengesi yerinde olmayan kullarını iman ve gerekleri konusunda sorumlu tutmayan ve bunu Kur-an’ı Kerim’de beyan eden yüce Allah, aynı zamanda onlara bir emanet verilemeyeceğini de bildirmiştir. Şu durumda emanetler ehil kişilere verilmelidir. Bir iş ve görevin menfaatler doğrultusunda o konuda hiç ehil olmayan birine emanet edilmesi bir zulüm olarak emanete hıyaneti doğurur. Hatta Peygamberimiz Hz. Muhammed’in bu konuda şu sözü çok manidardır: “İşler ehil olmayanlara verildiğinde, kıyametin kopmasını bekle.” Bu sözdeki gerçeklik payını hayatın her alanında görmek mümkündür.

Ehil olmayan bir öğretmenin öğrenciler üzerindeki tahribatı, bu tahribatın sonuçları çok acı olacaktır. Makro ölçekte ise toplumsal alanlarda verilecek kararların yetkilendirmelerin yanlışlığı, menfaatler uğruna liyakattan uzak görevlendirmelerin yapılması türlü çöküşlere sebep olacaktır.

Kur-an’ı Kerim’de mümin bireylerin tanımı şu şekilde nitelenmiştir: “Emanetlerine riayet eden ve ahitlerine vefalı olan kişiler” (Müminun Suresi, 8. Ayet ve Mearic Suresi, 32. Ayet).

Yine mikro ölçekte birinden aldığınız sır sizin emanetinizdir. Hıyanet edip etmemek iman göstergesidir.