En Yüce Değer: Allah Rızası

Al Coran
Fotoğraf: © Fairoesh N. | Dreamstime.com

Yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’i bize emredildiği gibi aklımızı kullanıp düşünerek içselleştirerek okuduğumuzda karşımıza çıkanın insan için en yüce mertebe, en yüce duygu olan Allah rızasını kazanmak olduğunu görürüz. Alemlerin Rabbi aslında bize şu debdebeli dünyada daha mutlu erdemli hatta daha kolay yaşamanın formülünü bir cümle ile vermiştir; “Allah rızasını kazanmak için çalışmak”. Günlük hayatlarımızda hepimiz birlikte yaşadığımız insanlar için fedakarlıklar, maddi manevi yardımlar yapıyor, zor gelse de istemediğimiz durumlara katlanmak sabretmek zorunda kalıyoruz. Ve yine günlük hayatımızda hemen hepimizin ağzından şu cümleler dökülüyor: “Oysa onun için neleri göze aldım, nelere sabrettim, saçlarımı süpürge ettim.” Bu ve benzeri duyguların sebebi çoğu zaman yapılan fedakarlıklar sonucu nankörlükle karşılaşmamız.

Oysa yaşama sebebimizin bir imtihan sahası olan şu dünyada Allah rızasını ve sonrasında da ahiret hayatının mutluluğu ve huzurunu kazanmak olduğunu içselleştirir, yaptığımız her yardımı katlandığımız her durumu Allah rızası için yapar hale gelir isek karşılık beklememeye ve dolayısı ile hüsrana uğramamaya matuf olacağız. Bir başka deyişle İnsanın “ben” duygusunu ne kadar öldürürse karşılık bekleme durumu o kadar azalacaktır. Allah rızası için yardımda bulunmak, Allah rızası için affetmek… Bunlar insanı yüceltecek, kendisini en iyi hissettirecek en erdemli davranışlardır. Kur-an’ı Kerim’ de Yusuf ile Züleyha’nın (Kur-an’ı Kerim’de isim Züleyha olarak değil evin hanımı olarak geçer) hikayesini hatırlayalım.

Hz. Yusuf’a meyleden Züleyha’nın bu davranışını öğrenen kocasının ilk tepkisi “Allah’tan günahın için af dile” olmuştur. Dikkat edilirse “bana bunu nasıl yaparsın” gibi bir tavır asla söz konusu değildir. Hz. Yusuf’ un efendinsin bu yüce davranışın sebebi “ben” duygusunu yenmiş, her işinde her oluşunda Allah’ı ve rızasını gözeten, karşısındakinden de bunu bekleyen bir benliğe örnek bir şahsiyet olmasındandır.

Allah rızası için çalışmak yüce Rabbimiz tarafından övülmeye layık bir insan olma şerefine nail olmamıza vesile olacaktır.. Ve Kur-an’ı Kerim’ de övülen bu davranış biçiminin Yüce Rabbimiz tarafından mükafatlandırılacağı belirtilir. “İnsanlardan kimi de vardır ki Allah’ın rızasını kazanmak için kendini vakfeder. Allah ise kullarına karşı hep şefkatlidir.”(Bakara Suresi 207. Ayet)

İnsanı değerli ve övgüye değer kılan kendi çıkarları menfaatleri için yaptığı iyilikler değil karşılık gözetmeden Allah rızası için yaptığı iyiliklerdir. Kuşkusuz hayat savaşı içinde bunun yolları pek çoktur. Her an karşımıza kendi egolarımızı çıkarlarımızı bir kenara koyup Allah rızası için yapabileceğimiz şeyler çıkmaktadır. Ne var ki bunu akılda tutmak düşünmek ve uygulamak zorlu bir iştir. Bunu başarabilen kullardan ayetlerde şu şekilde bahsedilmiştir:

“(O has kullar ki) üzerlerine vacip olan hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan bir günün kaygısı ile yaşarlar (6), ve kendi istek ve arzularına rağmen muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yemek yedirirler. (7),  Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ya da bir teşekkür istemiyoruz” (Bakara Suresi,6, 7 ve 8. Ayetler)

Bir başka ayette ise sadaka vermek ile birlikte, yapılabilecek iyi bir davranış olarak başkalarının arasını düzeltmek şöyle geçer: “… Yalnız sadaka, yahut iyilik, ya da ,insanların arasını düzeltmeyi emreden hariç. Kim Allah’ın rızasını kazanmak amacı ile bunu yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz.” (Nisa Suresi, 114. Ayet)

Allah rızasını gözeterek, akılda tutarak ve teşekkür beklemeden yapılacak en küçücük bir davranış, bir eylem bile yüce Rabbimiz tarafından övgüye ve mükafata değerdir.