Evliyaların Kerametleri…

nurullah-abali-g8nLIGi3WD8-unsplash
Fotoğraf: Nurullah Abali-Unsplash

Evliyalar Kur’an’ın bütün gerçeklerini hayatlarına geçiren ve hayatlarını Allah rızası için geçiren kişilerdi. Allah’ın en sevgili dostları olan bu zatlar, insanlık için birer maneviyat doktoruydular. Evliyalar  güneşi Kuran- Kerim’dir. Onlar Kuran’ın manevi meyvesi sayıldılar ve ondan aldıkları feyiz ile etraflarını aydınlattılar. İnsanın yaratılışı itibari ile muhtaç bir varlık, maddi ve manevi pek çok ihtiyacı var.

İhtiyaçlarımız karşılanmadığında kendimizi huzursuz hissediyoruz. Manevi ihtiyaçların karşılanması için iman en büyük beslenme kaynağı. Pek çok insan evliyalar sayesinde manevi ihtiyaçlarını karşılamıştır. Hz. Peygamber de evliyayı şöyle tarif etmiştir: “Onlar görüldüğü zaman akla Allahu Teala gelir. Yüzleri nurludur. Onlarla beraber bulunanlar şakı olmaz.” Evliyalar bizlerin arasında yaşar, ilimle amel ederler, takva sahibi kişilerdir.

Evliyalar, kerametini din için bir delil olarak kullanırlar. Evliyalar, Asr-ı saadetten yani Peygamberimizin yaşadığı dönemden sonra her devirde görülmüş ve Müslümanların manevi anlamda yardım etmişlerdir. Evliyalar özelliklerini bilerek saklarlar, kendilerini ortaya çıkarmazlar. “Eğer her ikisinde-yerde ve gökte- Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, onların her ikisi de harap olurdu.” (El-Enbiya, 21-22. Ayetler) Bu bağlamda Allah dostlarının ona en yakın olan, gönül gözüyle Allah’ı kavrayan kişiler olduğunu söylemeliyiz. Tabiat kanunlarının yaratısı Allah olduğuna göre onlara hükmetmek de Allah’ın elindedir. “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye kadirdir” (Alu İmran Suresi, 189. Ayet).

O halde olağanüstü olayların mümkün olup olmadığını kanıtlamak için Allah’ın bize gönderdiği kitaba bakmamız önemlidir. Keramet hak olmakla birlikte, halkın bu tür olaylara aşırı merak duymaları ve kimi çevrelerin şeyhlerinin çıkarları için keramet kavramını basamak olarak kullanmaları, kerameti olduğundan farklı yerlere taşıdığını da unutmayalım. Beşiktaş’ta türbesi bulunan Yahya Efendi 1552’te buraya yerleşti. Pek çok çeşme ve hayır yaptırdı. “Kibir taşıyan kafada akıla rastlanmaz.” Onun sözlerinden biriydi. Kanuni Sultan Süleyman ile süt kardeş olan Yahya Efendi ile ilgili karşımıza çıkan kerameti paylaşıyoruz. Kanuni Sultan Süleyman kayıkla Boğaz’da gezmeye çıkmış.

Ortaköy hizasına gelince kıyıya yanaşıp Yahya Efendi’yi çağırtmış. Yahya Efendi ve bir ahbabı gelip kayığa binmişler. Yahya Efendi’nin arkadaşı sürekli Kanuni Sultan Süleyman’ın parmağında bulunan yüzüğe bakıyormuş. Padişah yüzüğü çıkarıp, o kişiye vermiş o da yüzüğü denize atmış.

Yahya Efendi hariç herkes bu duruma hayret etmiş. Kıyıya yanaştıklarında o zat elini denize sokmuş ve attığı yüzüğü çıkararak padişaha verdiği anda yok olmuş. Padişah ne olduğunu Yahya Efendi’ye sorunca şu cevabı almış; “ O gördüğünüz Hızır aleyhisselamdı.” Bunun üzerine Padişah, O halde bizi niye tanıştırmadınız, deyince, “O kendini tanıttı ama siz tanımakta geç kaldınız.” Bir diğer evliya Mevlana’nın eşi Kira Hanım bir gece uyanınca Mevlana’nın gece namazı kıldığını görüyor. Namaz bitince Mevlana’nın ayaklarının toz içinde olduğunu görüp şaşırıyor. Mevlana’ya tozların nereden geldiğini sorunca “Kabe’de daima bizim sevgimizden söz eden gönül sahibi bir derviş vardı. Onunla görüşmeye gittim, bu da Hicaz kumu, onu sakla kimseye de gösterme.” Hazreti Osman, yanına gelen birine, “Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın.” dedi. O kimse, “Nereden bildin?” diye cevap verince Hazreti Osman da, “Müminin firasetinden korkun, o, Allah’ın nuru ile bakar.” diye bildirdi. (Buhari).

Hacı Bayram-ı Veli, kendisine İstanbul’u alıp alamayacağını soran 2. Murat’a düşündükten sonra şu cevabı verdi. “Sultanım bana öyle gelir ki bu şehr-i Kostantiniyye’yi senin şehzaden Mehmet ile benim Köse el ele vererek alacaklardır.”

Allah inancıyla dolu evliyaların yaşadıkları rivayet edilen olağanüstü olaylar, bizlere günlük yaşamımızdaki inancımızı pekiştirmemize vesile olur…