Fal Baktırmak Niçin Günah?

shreyas-shah-Ka-speuU7W4-unsplash
Fotoğraf: Shreyas Shah-Unsplash

Kaynaklarda yazılı tarihe göre Roma dönemine, yazılı olmayan tarih dönemi olarak da Hititlilere kadar uzanan bir geçmişi vardır fal ve falcılığın. O zamanlardan bu zamanlara kadar sayısız şekilde ve çeşitte yapılan falcılığın değişmeyen tek unsuru insanın çaresizliği üzerine kurulu bir sistem olmasıdır. Hayatında açmazlara düşen çaresiz hisseden insanın başvurduğu bir yoldur. Kötü bir yoldur çünkü her anlamda bir sömürü sistemidir. Bir  şeyden medet umarak bu yola başvuran insan geleceği görmek ne olacağını bilmek ya da hayatının kötü gidişatına bir etkide bulunmak için bu kapıyı çalmaktan kendini alamaz. Falcı ile fal baktıran arasındaki ilişki fal baktıranın aciz bir şekilde kapıya gelmesiyle başlar. Yitirilen maddi kayıplardan daha ziyade yüce Allah’ın hışmına uğrama riskini göze almaktır aslında.

Kahve falından, tarota, su falından bakla falına kadar uzanan çeşitliliği saymakla bitmeyecek bir mecrada sonu gelmeyen bilme isteği ile yanıp tutuşan insan sonunda kendini kaybedecektir. İnsanın içindeki bu gaybı bilme isteği çağlar boyu sönmemiştir.

Yazılı kaynaklarda her medeniyetin kültüründe önemli bir yer tutan fal ve falcılık bir başka şekle bürünmüş hali ile kehanetçilik boyutu ile de karşımıza çıkmaktadır. Doğa üstü bir bilme yeteneği olduğu düşünülen kahinlerin kapısını halktan insanların yanı sıra kralların hükümdarların bile çaldığı görülür. Yine yazılı kaynaklarda Hz. İsa döneminde muskacılığın ne kadar yaygın olduğu muskacılıkları ile ünlü kişilerin varlığına dair bilgiler yer almaktadır.

İslami açıdan ise insanın içindeki bu bilme isteği ve acizliği ne kadar harlı bir ateş olursa olsun fal ve falcılık haramdır. Hemen ilgili ayetlere bakalım:

“Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim. Kim ‘şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa’ -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Maide Suresi, 3. Ayet)

“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bunlardan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 90. Ayet)

“De ki: ‘Göklerde ve yerde olan gaybı, Allah’tan başka bilen yoktur.” (Neml Suresi, 65. Ayet)

“De ki: Size ‘Allah’ın hazineleri elimdedir demiyorum, gaybı da bilmiyorum…” (Enam Suresi, 50. Ayet).

Görüldüğü gibi diğer birçok haram olanla birlikte fal baktırmak ta sayılmış dahası Maide Suresi 90. Ayette olduğu gibi çarpıcı bir ifade olarak “şeytan işi bir pislik” olarak nitelenmiştir.

İslam dinine göre gaybı sadece Allah bilir. Kur-an’ı Kerim’de birçok ayette peygamberlerin bile gaybı bilemeyecekleri belirtilmiş iken sadece Allah’ın yarattığı kul olma vasfına sahip kişi ya da kişilerin böyle büyük bir güce sahip olduklarını söylemeleri ne büyük bir tezattır. Yine İslam dinine göre fal okları üzerinden betimlenen ve o dönemlerde müşrik Araplar arsında yaygın olan bu kısmet arama işinin varlığı ayetlerde belirtilip kesinlikle yasaklandığı görülür.

Kur-an’ı Kerim’de şiddetle yasaklanan bu harama karşı biz kullara düşen şeytana uymadan her ne sebeple olursa olsun içinde bulunulan durumdan çıkış ve acizlikten kurtulma yolunun yüce Allah’a yalvarıp yakarmak ile olacağını akıldan çıkarmamaktır.