Fani dünya ve ahiret dengesi nasıl sağlanır?

İslam Contributor
fani dünya
Milkos-Dreamstime.com

Her insan doğar, yaşar ve ölür. Fani dünya sonrası ahiret yaşamı vardır. Bir Müslüman bu dünyanın geçici olduğunu bilerek ancak aynı zamanda bu hayatı önemseyerek yaşamalı.

İslam dini ahiret yaşamı kadar dünya yaşamının da ölçülü, dengeli ve önemseyerek yaşanması gerektiğini birçok ayeti kerimede buyurmuştur. Her mümin, bu dünyanın gelip geçici olduğunu bilerek yaşamalı. Ancak aynı zamanda özenli yaşamalı.

İyi bir Müslüman, nasılsa geçici bir dünya burası deyip de boşvermişlik içinde olmamalı. Çalışmalı, kendi bedenine iyi bakmalı, nefsine hakim olmalı ve etrafındakilere de son derece ölçülü, saygılı biçimde yaşamını sürdürmeli. Peki, bu dengeyi nasıl sağlamalı?

İslam dini diğer dinler gibi ne sadece dünya yaşamına ne de sadece ahiret yaşamına odaklanarak bir yaşam buyurur. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’e vahiy olan Kur’an-ı Kerim’de de birçok yerde Yüce Allah tarafından buyrulduğu üzere İslam dini hem bu dünya hem de ahiret için dolu dolu yaşamayı buyurur, emreder.

Dinimiz, bu fani dünya ve öbür dünya arasındaki dengeyi, buyurduğu ayeti kerimelerle çok iyi şekilde sağlamıştır. Ne tamamen bu dünya için yaşamayı ne de tamamen ahiret için yaşamayı buyurur.

Fani dünya yaşamı nasıl olmalı?

Evrendeki tüm canlılar içinde vadesi gelince öleceğini bilerek yaşayan tek varlık insandır. Hayvanlar, varlıklarını tehdit eden her türlü olaydan ya da durumdan kaçarlar. Ancak bu, öleceklerini bildikleri için değil, varlıklarını güvence altına almak içindir. Yaşamı için tehdit oluşturan her türlü tehlikeden kendilerini korurlar, fakat bunu içgüdüsel olarak yaparlar. İnsan ise bir gün öleceğini bilir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Her canlı bir gün ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi, 57. Ayet)

Bu ayeti kerimenin ilk kısmı (Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.) İstanbul’un merkezinde yer alan ve çok bilinen mezarlığı Zincirlikuyu Mezarlığı’nın ana kapısının üzerinde yazar. Böylece kentin en işlek caddesinden her geçen insan bu ayeti kerimenin taşıdığı derin manayı hatırında tutarak gündelik yaşamına devam eder.

Dünya hayatının faniliğinin idrakında olarak yaşamak demek asla şu değildir: “Bu dünya geçici. Ben iyisi mi hiç çalışmayayım, nasılsa toprak olup öte dünyaya göçeceğiz. Gama, tasaya gerek yok.” ya da şu demek de değildir: “Bu dünyaya niye geldik. Yiyelim, içelim, gezelim, hepsi bu. Ahiret yaşamını öte dünyaya gittiğimizde düşünürüz!” Aslında bakarsanız bu iki düşünce de tamamen yanlıştır.

Ne yapmalı?

Bizler bu dünyaya Allah’ın varlığını, tekliğini kabul edip, ona kulluk etmek için geldik. İbadet etmek, her anımızda Allah’ı anmak için Yüce Rabbimiz bizleri yarattı. Allah’ı her anımızda, her amelimizde anarak yaşamalıyız. İmanla, canla başla bu fani dünyayı en iyi şekilde yaşamayı amaç edinmeliyiz. Bu dünya, ahiret yaşamımızın bir anlamda niteliğini belirleyecek.

Dünya yaşamında çalıp çırpmadan, helal para kazanarak, nefsimize hakim olarak ölçülü ve dengeli bir biçimde yaşamlıyız. Zaten Kur’an-ı Kerim’e göre yaşamımızı sürdürürsek ahiret yaşamımız için kaygılanmamıza da gerek kalmaz. İmanlı, dürüst, yardımsever, kul hakkı gözeten şekilde yaşayınca Allah’ın sevgili kullarından olmuş sayılabiliriz. Bilmeden işlediğimiz günahlarımız için de sık sık içten gelerek tövbe etmeliyiz.

Allahü Teala bağışlayandır. Bağışlaması bol olan Rabbimizden iyilik, sağlık, bereketli kazançlar isteyelim, öte dünyada bize ne olacağını düşünmeyelim! Orasını Allah’tan başka kimse bilemez. Biz, kullar olarak üzerimize düşen dünyalık vazifelerimizi en iyi şekilde yerine getirmeye gayret edelim yeter.

YAZI: ŞEBNEM CENGİZALP 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Enjoy Ali Huda! Exclusive for your kids.