Gerçek Barış, Gerçek İslam

mostafa-meraji-AR_bMORUkQ0-unsplash
Fotoğraf: Mostafa Meraji-Unsplash

“Kim bir canı öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur.”  (Maide Suresi, 32. Ayet)

İslam kelimesi “s-l-m” kökünden türemiştir. Kelime anlamı olarak barış, esenlik, güven, huzur, itaat, boyun eğme ve teslimiyet anlamlarına gelmektedir. Buna göre İslam’ın bir anlamı da barış ve güvenlik demektir. Barış ve esenlik anlamındaki “Selam” da bu kökten gelmektedir.

Kur’an’da “s l m” kökünden türeyen ve insanlığa barışı tavsiye eden yaklaşık 150 ayet bulunur. Gençliğinde, bazı Mekkeliler’in adalet ve barışı temin etmek için kurduğu “Hılfu’l Fudul” adlı gönüllü teşkilata katılan Hz. Muhammed (SAV), hayatı boyunca daima barış ve uzlaşma yanlısı bir tavır içinde yaşamıştır.

Yüce dinimiz, yeryüzünde barış ve adaleti amaçlamış; kini, nefreti, düşmanlığı, bozgunculuğu, merhametsizliği ve zulmü yasaklamıştır. Peygamberimiz, evrensel barışı gerçekleştirmek için gönderilmiştir. Kur’an’da Peygamber Efendimiz’in evrensel barışı temin için gönderildiği; “Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya Suresi, 107. Ayet) ifadesi ile açıklar.

Barış; insan haklarına saygı, adalet ve uzlaşma kültürünü yaygınlaştırarak sağlanabilir. İslam’ın prensipleri, sadece belirli bir coğrafya veya belirli ırklar için gelmemiş, hükümleri bütün ırkları kapsayan, insanı sosyal konum ve cinsiyetine göre ayırt etmeyen ve bütün insanları muhatap kabul eden bir yapıdadır.

Barış ve huzurun zıddı olan fitne ve fesat dinimizce hoş görülmemiş, Kur’an, fitnenin adam öldürmeden daha kötü bir şey olduğunu beyan etmiştir: “Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kafirlerin cezası böyledir.” (Bakara, 2/191)

Araf Suresi 56. Ayet’te ise barışın zıddı olan bozgunculuğun yapılmaması buyurulmuştur: “Yeryüzü ıslaha kavuştuktan sonra orada bozgunculuk yapmayınız.”

Savaş ise sadece haklı sebeplerle yapılmasına müsaade edilen bir durumdur. “Saldırıya uğrayanlara zulme maruz kaldıkları için savaş izni verildi.” (Hac Suresi, 39. Ayet)

Dinimizce savaşın meşru amaçlarından biri zulmü, haksızlığı ortadan kaldırmaktır;  savaş başkalarına zulmetmek için değil, yapılan zulmü ve haksızlığı ortadan kaldırmak için meşru kılınmıştır. Onun için savaşta düşmana zulmedilmez, savaşmayan yaşlılara, kadınlara, çocuklara, din adamlarına, mabetlere dokunulmaz.

Kur’an, kendilerini ve yurtlarını korumaları için düşmanlarına karşı savaşmayı Müslümanlar’a farz kılmıştır. İslam tarihinin başından bugüne kadar Müslümanlar, çeşitli savaşlar yapmışlardır. Ancak bu savaşların hiçbiri haksızlık ve ahlak dışılıkla nitelendirilemez. Kur’an’ın savaşmayı emreden ayetlerinin tamamı savaş ortamında indirilmiştir. Bu ayetlerde kendileriyle savaşılması istenilenler ise o dönemde Müslümanlarla fiilen savaşmakta olan gruplardır. Savaş emrinin temel gerekçesi, gayri müslimlik değil, saldırganlıktır.

Bizzat kendi isminde “Barış” ve “Esenlik” anlamı taşıyan İslam, kılıç dini değil, barış ve sevgi dinidir. Bütün insanlığın barış ve huzur içinde bulunması temel hedefidir. Bu anlayışın doğal sonucu olarak, tarih boyunca İslam’ın hakim olduğu topraklarda, havralar, kiliseler ve camiler, imamlar, haham ve papazlar, yan yana barış içinde varlıklarını sürdürebilmişlerdir.

Müslüman kişi, önce Allah’a sonra kendisine, en sonunda da topluma ve insanlığa karşı barış halinde olan kişidir. Allah’a karşı barış halinde olmak; Allah’ın hükümlerini kabul etmek; Allah’a ve indirdiklerine inanmak; yalnız O’na kulluk etmek ve gösterdiği yoldan yürümek demektir. Kendine karşı barış halinde olmak, kişinin tezatsız, dürüst bir hayat sürdürmesi demektir. Allah’ın emrettiği esaslara tam inanan kişi, bu inançlarla çelişkili davranışlardan kaçınmalıdır. Huzursuzluk, karamsarlık, hırçınlık, kin ve intikam gibi zaaflardan kurtulmak; iç huzuru ve barışa ulaşmak böylelikle mümkün olur.

Topluma ve insanlığa karşı barış halinde olmak ise çevreye karşı kötü örnek olacak davranışlardan kaçınmak; topluma yararlı işler yapmak; insanlarla kardeş gibi yaşamaya çalışmak demektir. Böylesine kapsamlı bir barışın temelinde ise sevgi yatar. Kalbi insanlık sevgisiyle dolu olmayan bir insan barışı sağlayamaz.

Barış içinde insanlık huzura ve mutluluğa ulaşabilir. İşte ancak bu şartlarda hem Müslümanlar için, hem tüm insanlık için gerçek barış dünyası ve dünya barışı gerçekleşebilir.