Görüş 01-Tem-2020

Gizemli İç Gözümüz Epifiz Bezi

Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Epifiz bezi beynimizin içinde, sağ ve sol beyin çizgisi üzerinde ve beynin tam ortasında bezelye büyüklüğünde yaklaşık 6,5 mm çapında, çam kozalağına benzeyen bir organımızdır. Bu benzerlikten dolayı da bilim adamları buna İngilizce’de çam kozalağı anlamına gelen “pineal gland” adını vermişlerdir. Bu küçücük endokrin bezi, uykuyu düzenleyip melatonin üretiyor aynı zamanda da vücuttaki en önemli serotonin kaynağı.

1800’lü yıllarda bilim adamları, epifiz bezinin retinal hücreler ve iç kısmı çevreleyen lenslerle, dış gözlerin tüm temel özelliklerine sahip olan bir ilkel göz olduğunu keşfettiler. Üstelik bu bez kesilip incelendiğinde, içyapısının gözün retinasına benzediği ve benzer sıvıları taşıdıkları tespit edildi. Yani beynin en karanlık noktasına yerleştirilmiş aynı üçüncü bir göz gibi. Gözlerimiz ışığa duyarlıyken ve fonksiyonları ışık girdiğinde devreye girerken, epifiz bezi ise ışık kesildiğinde işlevine başlıyor.

Epifiz bezinin gücü Sümerler’den bu yana biliniyor ve bu bezin sembolü olan çam kozalağı figürü, bu toplumlar tarafından muhtelif şekillerde resimlendiriliyordu. Bu resimleri Buda’nın kalpağında, Mısır duvar resimlerinde, Sümer tanrılarının kalpağında, Asur Krallıkları’nda, Yunan tanrılarında, Vatikan’ın önünde ve Papa’nın asasının başında, Mason localarında hatta Hitler’in masasında ve Güney Amerika yerlilerinde görüyoruz. Kadim Uygarlıklar tarafından çok iyi bilinen ve çok verimli kullanılan epifiz bezi için 17. yüzyılda Filozof Descartes “Bedenle-Ruh arasında bir geçiş kapısıdır” demiştir.

Beyinde her bölümü simetrik yapıdadır. Bu nedenle beyindeki tüm bölümlerden beyin içinde iki tane vardır, yani her şey çifttir. Epifiz bezinin ise beynin içinde başka bir benzeri, yani ikiziyoktur tektir. Bu nedenle de beyin içerisinde bağımsız çalışan bir organdır. Beynin parçası değildir. Epifiz bezi deniz seviyesinde aktif değildir. Daha çok yüksek rakımlı yerlerde ve uykuda, karanlıkta aktiftir. Bu nedenle pek çok dini mabetler ve tapınaklar çoğunlukla yüksek rakımlı yerlerde inşa edilmişlerdi. Sabaha karşı ya da gece ibadetinin önemi bu yüzden önemli olabilir. Bilindiği gibi Kur’an’da da birçok ayette gece ibadetinin önemine vurgu yapılmış; “Gecenin bir bölümünde O`na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O`nu tesbih et.” (İnsan Suresi, 26. Ayet) buyurulmuştur.

Zamanla maddesel bilim ilerledikçe epifiz bezi gerçeği göz ardı edilmeye başlanmış, bu konuya bilim ilgisiz kalmıştır. 1958 yılında Amerikalı Dermatolog Aaron Bunsen Lerner, epifiz bezinden Melatonin hormonunu ayırınca, epifiz bezi bilimin gündemine girdi ve o yıllardan sonra bu bez üzerinde yoğun çalışmalar başlatıldı. Epifiz bezinin salgıladığı Melatonin, Serotonin ve DMT (Dimetiltriptamin) hormonlarının etkinlikleri bilindiğinde, bazı bilim adamlarınca bu bezi tam kapasite ile kullanmayı başaranların önsezilerinin çok daha güçleneceği iddia edilmişti.

Yapılan son araştırmalar, epifiz bezinin salgıladığı bu hormonların sağlıklı bir beden ve ruh yapısı için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Bu hormonlar, vücudun biyolojik saatini ayarlamasından, kanseri önlemesine ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine kadar birçok işlevi vardır. Melatonin karanlık olur olmaz salgılanmaya başlar, gece en üst düzeye çıkar, sabah ışıkları ile birlikte melatonin salgısı durur. Bu döngüsel ritim 24 saatliktir ve dış ortama göre düzenlenir. Şehir hayatı, düzensiz yemek ve uyku, yapay ışıklandırma melatoninin ritmik salgılanma özelliğini bozar. Melatonin eksikliği uykusuzluk ve sara hastalığına neden olabilir. Yetişkinlerde ise depresyona meyli artırır.

Mutsuz, umutsuz ve hafızası dağılmış konsantre olamayan, odaklanamayan insanların çoğalmasının sebepleri arasında bu bez tarafından üretilen hormonların dengesinin bozulması görülüyor. Yüksek oranda civa içeren balıklar, karbon bazlı içecekler, diş macunlarında bulunan florür ve dumana maruz kalmak epifiz bezinin düzgün çalışmasını engelliyor. Endüstriyel beslenme ve yaşam alışkanlıklarının olumsuz etkileri bu konuda da öne çıkıyor.

 

Düşüncelerini paylaşmak ister misin?

Bizimle iletişime geç!

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 10-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

Küresel ekonomik sistemin dayatması sonucunda tüketim çok farklı bir anlam ve boyut kazanmış, insanlar giderek daha fazla tüketmeye adeta zorunlu hale getirilmiştir. İnsanlar gösteriş amaçlı tüketim yaptığı ölçüde değerli ve makbul olmuş; kendi eliyle ürettiği eşya, bir bakıma kendisinden daha üstün konuma getirilmiştir. Tüketimin teşvik edilmesiyle sürekli tüketen, ancak ahlaki ve kültürel zenginlikten yoksun, başkalarının ihtiyaçlarına ve yaşadığı dünyaya karşı duyarsız, saygısız tek yönlü insanlar oluşmuş ve oluşan bu insan tipi, mutluluğu tüketimde arar hale gelmiştir.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 09-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

Fakirlik, öteden beri insanlığın ortak kaderi olmuş en temel problemlerden biridir. Tarihte yaşamış en eski milletlerden günümüze değin, toplumlar ‘zenginler ve yoksullar’ olarak iki ana katmana ayrılmıştır. Zenginler ve soylular sınıfı mevcut imkanlardan olabildiğince faydalanırken, yoksul kesim ise yokluklar içerisinde hayatlarını sürdürmeye mahkum edildiler.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 06-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

“Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme” diye açıklanmışsa da lügatlerde vefanın anlamı, aslında insana şahsiyet kazandıran, Müslüman’ın ahlakını şekillendiren bir olgudur. Vefa gösterilmeye en layık, Allah ve Resulü’dür her şeyden önce ve İslam’a bağlılık vefanın kendisidir aslında. “Kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever.” (Al- i İmran, 76. Ayet), müjdesine muhatap olmanın yoludur ahde vefa.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 19-Tem-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Deizm, günümüzde insani ve toplumsal değerlerin alt üst edilmesiyle giderek yaygınlaşan bir olgudur. Küreselcilik anlayışı, toplumları kimliksizliğe sürüklediği gibi bireyleri de değerlerinden, kültürlerinden, inançlarından uzaklaştırarak kimliksizleştirme çabası içindedir. Toplum ve bireyleri kimliksizleştirmenin en ileri adımı da din olgusunu ortadan kaldırmak, Allah ya da Tanrı anlayışından kopararak yapayalnız, çaresiz bırakmak ve daha kolay yönetilebilir hale getirmektir.

Devamı Devamı