Ahşap Rahleler: El Emeği Göz Nuru

Kültür 01 Tem 2020 Contributor
ID 105673816 © Ozdereisa | Dreamstime.com
ID 105673816 © Ozdereisa | Dreamstime.com

Türkiye el sanatlarında ahşap rahleler çalışmalar çok geniş yer tutmuyor. Ahşap zamanla tahrip olan bir malzeme olduğu için de ahşap rahlelerden günümüze pek azı ulaşıyor. Orta Çağ’da yapılan araştırmalarda Türklerin ahşap işleme geleneğinin çok eskilere dayandığını görüyoruz.

Mimari ile paralel bir gelişme gösteren ahşap işçiliğinde sütün başlıkları, kapı ve pencere kepenkleri, tavan kirişleri, mihrapların ve minberlerin yanında, ahşap sandukalar, vaaz kürsüleri, Kuran mahfazaları ve rahleler gibi taşınabilir eşyalar yoğun olarak görülmektedir.

Ahşap rahleler ve ince zanaatı nasıldır?

Rahle kelime anlamı olarak üzerinde kitap okunan, üzerinde çizim yapılan bir eşya. Rahlenin iki çeşidi bulunuyor, açılır ve kapanır olanları bir de sabit olanlar. Üzeri kumaş kaplı rahleler bir dönemin en çok kullanılan rahleleri olarak karşımıza çıkıyor. Esasen rahle yapımının ana malzemesi çoğunlukla ahşap. Ahşap malzemede kullanılan ağaçlar içinde en yoğun olarak, dayanıklılığı nedeniyle ceviz geliyor.

Ceviz ağacının yanı sıra kiraz, karaağaç, abanoz, maun, meşe, sedir, tik gibi dayanıklı ağaçların kullanıldığı da görülüyor. Kuran-ı Kerim okurken Müslümanların kitabı düzgün muhafaza etmek için rahlede okumayı tercih ettiklerini biliyoruz.

Rahleler ilk olarak sade eşyalar olarak karşımıza çıkarken zaman içinde biçim ve süsleme açısında da değişikliğe uğruyor. Biçim açısından ilk yapılan rahleler uzun ayaklı masa biçiminde iken, daha sonraki dönemlerde oturma yerleri ilave edilmiş, büyük boyutta sabit olarak belli bir yere yerleştirerek kullanılmış.

İlk örnekler ne zaman?

Aslında bu rahlelerde oturmak için ir kürsü bir de kitapları saklayabilmek için özel kapaklar yapılmış. Sehpa ya da masaya benzeyen bu büyük rahle örneklerini Uygur resimlerinde ve İslam minyatürlerinde görüyoruz.

Ahşap rahleler örneklerini medreselerde, yerden yüksekte kullanımları ile görüyoruz. Bu tip rahleler aynı zamanda sanata atölyelerinde, minyatür ve tezhip sanatkarları tarafından kullanılmış.

Kuran- ı Kerim’in rahatça okunabileceği, katlandığı zaman bir metre uzunluğunda olan iki kanatlı rahleler 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları zamanında yapıldı. Bu rahleler Tek parçadan, birbirine geçmeli dişli olarak tasarlandı.

Sanat tarihi çerçevesinde “rahle” denildiğinde ilk akla gelen model, Anadolu Selçuklu Devrinde yapılan bu biçimle özdeşleştirildi. Maalesef bu dönemden günümüze çok az sayıda örnek kaldı.

Kullanılan teknikler nelerdir?

Rahle yüzeylerinde süsleme olarak en çok oyma ve kakma daha sonra boyama, kazıma ve ajur teknikleri kullanıldı. Süslemelerde bitkiler, geometrik kompozisyonlar ve hat sanatından örnekler uygulanıyordu. Selçuklularda Timur zamanında Semerkant’da Bibi Hanım Türbesi bahçesinde yer alan taş rahle dönemin ilginç örneklerinden biridir.

17. yüzyılda ahşap işçiliğinde batı sanatının etkileri görülmeye başlandı. Klasik motiflerin yanı sıra Avrupa sanatının etkisinde oluşan yeni motif ve biçimler özellikle çiçek buketleri süslemede kullanıldı. 17. Yüzyıl rahle örneklerinde bu üslubu görüyoruz.

18. yüzyılda Batı sanatına olan ilgi daha da artınca iri kıvrımlı yapraklar, çiçekli girlantlar döneme damgasını vuruyor. “Türk Rokoko” su adı verilen bu üslup, 18-19. yüzyıllar boyunca kullanılıyor. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde yer alan gümüş sancak Kur’an kutusu bu dönemin örneklerinden biri.

Bugün İstanbul’da Divan Edebiyatı Müzesi’nde özel bir rahle örneğini gidip görebilirsiniz. Süleymaniye Türbesi’nden gelen bu rahlenin ustası belli değil. Açılır kapanır özellikteki rahlenin üzeri yeşil kadife kumaş ile kaplanmış ve üzerine altı dilimden meydana gelen bir madalyon ile süslenmiş.

Günümüze ulaşan bir diğer rahle de Sultan Abdülmecid Türbesi’nden Divan Edebiyatı Müzesi’ne gönderilmiş. Yine açılır kapanır tarzda olan rahle ceviz ağacından yapılmış. Üzeri lacivert kadife ile kaplanarak rokoko tarzı motifler işlenmiş. Bugün günümüzde pek çok Müslüman evlerinde rahle kullanmaya devam ediyor.

YAZI: ŞEBNEM CENGİZALP