Günahların Hepsi Eşit midir?

mostafa-meraji-t36uf8RIa3w-unsplash
Fotoğraf: Mostafa Meraji-Unsplash

Günah kavramı İslamiyet başta olmak üzere tüm dinlerde bahsi geçen bir terimdir. Dinimiz, Allah’ın emir ve hükümleriyle bağdaşmayan her türlü eyleme günah gözüyle bakar. Bu bağlamda, bir hadiste “İyilik, güzel ahlaktır. Kötülük ise, vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediği şeydir.” (Müslim) buyrulur. Buradan anlaşılacağı üzere günah hem Allah’ın rızası dışındaki eylemlerin adıdır hem de kişiye huzursuzluk vererek onun vicdanını rahatsız eder.

İslam inancında hangi davranışlar günah sayılır? Günah kavramı Kur’an-ı Kerim’de farklı şekillerde ele alınır. Bu bağlamda; Allah’ karşı itaatsiz davranmak, çevredeki insanların haklarını çiğnemek ye da kişinin kendi haklarına karşı yapmış olduğu zulümler günah olarak nitelendirilir.

Kur’an-ı Kerim’de günah ile ilgili şöyle buyrulur: “Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere koyarız.” (Nisa Suresi, 31. Ayet) Bu ayeti kerimeden anlaşılacağı üzere İslam günahlarının hepsi bir değildir. Buna göre dinimiz, günahları büyük ve küçük olmak üzere sınıflandırır. Büyük günahlar; karşılığında cehennem ile lanet zikredilen ve Kur’an-ı Kerim’de kesin olarak yasaklanan durum ve davranışlardır. Bazı hadislerde zikredilen bu günahlar şu şekilde sıralanabilir: Allah’a şirk koşmak, cinayet işlemek, iffetli kimselere iftira atmak, yetim hakkı yemek, savaştan kaçmak, büyü yapmak, anne ve baba hakkına riayet etmemek, yalancı şahitlikte bulunmak, faiz yemek. (Buhari, Müslim, Eyman, İman)

Kişiyi günaha sevk eden faktörler nelerdir? İnsanı dünya yaşamı boyunca günah işlemeye sevk edebilecek farklı faktörler bulunur. Nefs-i emmare, şeytan vesvesesi, insanın zayıf psikolojisi ve dünyadaki yaşamın ebedi olduğu düşüncesi; bu faktörler arasında yer alır. Bunlardan nefs-i emmare; zayıflık, şehvete düşkünlük, cimrilik ya da cehalet gibi zaaflardan beslenerek kişiye vesvese verir. Bu bağlamda Peygamber Efendimizin de “Senin en büyük düşmanın iki böğrün arasındaki nefsindir.” (Gazali) diyerek müminleri uyardığı bilinir.

Şeytan ve insan arasındaki mücadele, İblis’in Hz. Adem’e secde etmeyi reddetmesinden sonra başlar. Buna göre, şeytanın işi insanların basiretini bulandırmak, onlara vesvese vermek, ibadetten şaşırtmak ve günaha sevk etmektir. Ancak insan, hem nefsine hem de şeytanın bu vesveselerine karşı koyabilecek iman ve güçtedir. Ancak Kur’an-ı Kerim’de de bahsedildiği gibi insanın naif ve zaman zaman da zayıf bir yapısı vardır. İnsan dünyevi lezzetlere zaafı olan bir varlıktır. Bu sebeple de günah işlemeye oldukça meyillidir.

Dünya hayatının ebedi olduğu düşüncesi de insanı günaha sevk eden bir başka durumdur. Bu bağlamda ahiret inancı ve bu düşünce birbiri ile çelişse de insanlar dünya yaşamına dalıp gidebilirler. Buradaki güzelliğin devamına zaaf gösterip, günah işlemeye başlayabilirler. Bu durum da ortaya bencil ve aşırı tüketim yapan insanların çıkmasına sebep olur.

Günah, birey ve toplum arasındaki ilişki nedir? Günah işlemeye devam eden kimsenin fıtratı yavaş yavaş bozulmaya başlar. Çünkü günah ile bir kez kirlenen kalp, tövbe edilmediği sürece, yeni günahlara da yer açar. Birey ile başlayan bu silsile toplum için de geçerli olur. Yani günah işlemeyi alışkanlık haline getiren toplumların fıtratı da bozulur ve düzen bir süre sonra işlememeye başlar. Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen; Medyen Halkı, Ad ve Semud Kavmi günah ile toplum arasındaki ilişkinin en büyük örneğidir. Bu toplumlar; kötülüklerine devam etmiş, aşırıya kaçmış ve Allah’ı inkar ederek büyük günahlar işlemişlerdir. Yeryüzünde bozgunculuğa sebep olan bu kavimler en sonunda Allah tarafından helak edilmişlerdir.