Güzel ve Çirkinin Derin Manası

Mengimarahkan masjid di ambang 2020 © Cristianzamfir | Dreamstime.com
Fotoğraf: © Cristianzamfir | Dreamstime.com

Hayatta güzellikler olduğu kadar çirkinlikler de var. Hayatın hangi yönünü daha çok göreceğimiz ise seçimlerimize bağlı olarak değişiyor. Müslümanlık’ta yalan çirkin; doğru ise güzeldir. Doğruları tercih ettiğimizde hayatımıza güzelliği çekmiş oluyoruz. Allah bize güzel şeyleri emretmiş çirkinlikleri ise yasaklamış bunu ayırt etmek için de akıl vermiş. Bazen karşılaştığımız olaylarda ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlarda kendi kendimize yapacağımız bir akıl muhasebesi bize güzeli seçmekte yardımcı olacaktır. İslamiyet’te güzel ve çirkin kavramlarının karşılığı “hüsn ve kubh” olarak biliyor.

Hüsn (hüsün) güzellik, güzel olan, rağbet edilen ve sevilen şey anlamlarında kullanılır. Karşıt sözcüğü ise “kubh” (kubuh) yani çirkindir. Çirkinlik ve nefret edilen şey anlamında kullanılır. Hüsn kelimesi Kuran-ı Kerim’de kalp gözünün güzel kabul ettiği şey anlamında da kullanılır. Edebiyatta daha sonra somut güzellik olarak kullanılan bu kelime Kuran-ı Kerim’de bir ahlak anlayışı olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki zıt kavrama bir de din alimlerinin görüşleri ışığında bakalım. İbnü’l-Cevzi Kuran-ı Kerim’de güzelliğinde eksiklik bulunmayan şeylerin yanı sıra iyiliği kötülüğünden daha çok olan şeylere hasene, bunların karşıtına da seyyie denildiğini ve bu iki sözcüğün “tevhid-şirk, zafer-hezimet, bolluk-kıtlık, afiyet-bela, iyi söz-kötü söz, iyi iş-kötü iş” manalarında kullanıldığını belirtiyor. (Nüzhetü’l-aʿyün, s. 259-260).

Gündelik hayatımızda biz güzel ve çirkin kelimelerini estetik anlamda yaygın olarak kullansak da bu kavramların İslamiyet’teki karşılıkları ahlaki, bu bağlamda kelimelerin iyilik ve kötülük anlamları barındırdığını daha iyi kavrıyoruz. Arap dili bilgini, fıkıhçı Cürcani’de hüsn sözcüğünü açıklamak için bir eylemin, insanın karakteri ile uyuşması, mükemmellik değeri taşıması, övgüyle anılması gibi tanımlamalar yapoyor. Kubh ise bu tanımlamaların karşıtı. Hüsün ve kubuh “fazilet-rezilet, güzel-çirkin, hak-batıl, doğru-yanlış” gibi çeşitli anlamlarıyla ahlak, felsefe ve mantık disiplinlerinin araştırma alanına giriyor. Bir diğer İslam alimi Gazzali yapılan açıklamaların kişilere göre değişebilen maslahat-mefsedet, fayda-zarar, yetkinlik-eksiklik gibi sübjektif ölçülerden yola çıkıldığını öne sürerek hüsün ve kubha yüklenen bu tür anlamların değişken olduğuna dikkat çekiyor (El-Müstaṣfa, I, 56-57) Bu iki kelime kelam literatürünün en çok tartışmaya konu olan kelimeleri oldu ve olmaya devam ediyor. Hüsn ve Kubh ile ilgili tartışmalar Antik Yunan Çağı’na kadar uzanıyor. Epikür, evrenin her türlü kötülükle dolu olduğunu ileri sürerken Plotinos alemdeki kötülüğü maddeye bağlamış, iyimser bir bakışla ihtiyarlık ve savaşları bile iyi olarak değerlendirmiş.

Daha sonra Descartes, Tanrı’nın en iyi ve en mükemmel olanı dilediğini söylerken Malebranche bunun ancak kainatın bütünlüğü içinde aranması gerektiğini vurguluyor, Leibniz de alemde kötülük diye nitelenen olayların ezeli gerçekleri bilmemekten kaynaklandığını ve iyi şeylerin Tanrı tarafından iyi olduklarından emredildiğini savunuyor. “ İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt onlar içindir.” (Rad Suresi, 29. Ayet) Varılacak güzel yurt tanımı “hüsnü meab” olarak yapılmıştır. Burada kelimenin estetik açıdan bir güzellik olmadığı, bir müminin mutlulukla yaşayabileceği doğru ve iyi bir yer olarak yorumlandığını kavrıyoruz.

Kuran-ı Kerim’de hüsün kavramı pek çok ayette yer alıyor. Güzel olmak, güzel karşılık görmek, güzel davranmak, iyilik yapmak, Allah’a kulluk etmek, bolluk, genişlik, nimet, infak gibi anlamları bulunuyor. Kubh kelimesi yerine  daha çok “sû’” ve “seyyie” kelimelerinin kullanıldığına rastlıyoruz. Kuran-ı Kerim’de insanların kötü zannettiği bazı şeylerin iyi olabileceğinin açıklanması (El-Bakara Suresi, 216. Ayet), kişinin yaptığı kötü işlerin kendisine güzel gösterilmesi sebebiyle güzel bulunacağının belirtilmesi (Fatır Suresi, 8. Ayet) insanın iyilik ve kötülüğe ilişkin bilgisinin mutlak bir kesinlik değeri taşımadığını da bize anlatıyor.