Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı Hitabet!

kane-reinholdtsen-LETdkk7wHQk-unsplash
Fotoğraf: Kane Reinholdtsen-Unsplash

Hitabet Arapça aslı “hatabe” olan kelimeden gelir ve “hutbe okuma, güzel söz söyleme, vaaz verme, nasihat etme” anlamlarında kullanılır. Bir topluluğa bir düşünceyi anlatmak, öğüt vermek, bir görüşü benimsetmek, bir eyleme teşvik etmek için yapılan ikna edici ve etkileyici konuşmadır.

Hitabetin ilk ortaya çıkış yeri Antik Yunan medeniyetidir. Antik Yunan kültüründeki filozofların düşüncelerini yaymak, bir konuda görüş bildirmek için kullandıkları hitabet, daha sonra Antik Yunan şehir meclislerinde bir topluluğun haklarını savunmak için politikacıların da kullandıkları bir yöntem olarak kabul görmüştür. Bu dönemde hitabetin konusu politik olsa da daha sonraki toplumlarda içeriği zenginleşmiştir.

Arap edebiyatı, cahiliye döneminde de kullanılan hitabet, övgü ve yergi temasıyla karşımıza çıkar. Hatipler, mensubu oldukları kabileleri övgülerle anlattıkları zaman hemen karşı kabileden başka bir hatip onu yerme konuşmasıyla karşılık verirdi. İslam edebiyatında ise İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte büyük bir gelişme gösteren hitabet sanatı Peygamber Efendimiz’in güvenilir kişiliği doğrultusunda toplulukları İslam dinine çağırmak ve ikna etmek için hitabetten fazlasıyla faydalanmıştır. Peygamber Efendimiz’in hutbeleri, putperestliği bırakma ve İslam dinin güzelliği, insanları dünya ve ahirette mutluluğa ulaşmanın yolları ve cihad çağrısı üzerinedir.

Peygamber Efendimiz’in “Veda Hutbesi” İslam dininde en bilinen hutbedir. Bu hutbesinde Allah’a iman, insan ve kadın hakları, din kardeşliği, Kur’an ve sünnettin önemi hakkında konuşmuştur. İslam edebiyatından sonra da varlığını sürdüren hitabet Türk edebiyatında da karşımıza çıkar. Hitabette, hutbe, vaaz, dini, askeri, siyasi ve resmi türlerin yanı sıra; evlenme, nişan, yeme içme, kahramanlık gibi konularına da yer verilmiştir.

Hitabetin önemi… Günümüzde birçok insanın toplum önünde nasıl konuşacağını bilmemesi, kendisini yeterince iyi ifade edememesi, iş veya ve okul hayatında bir sunum yaparken zorlanması, heyecanlanması, utanması çok yaygın bir sorundur. Özelikle yaşadığımız iletişim çağında çok büyük eksikliktir. Peki etkili konuşma neden bu kadar önemli? Bu konuda ne yapmalıyız? Bu sorulara gelin kısaca göz atalım.

İletişim kurmak için artık sadece konuşmanın yeterli olmadığını hepimiz biliyoruz. Bir topluluğa düşüncemizi anlatabilmek veya bir eylemi yaptırabilmek için etkileyici konuşabilmek çok önemli. Kitleleri ideolojileriyle, başarılarıyla peşinden sürükleyen insanların ortak özelliklerinden biri düşündüklerini veya yaptıklarını iyi ifade edebilme yetenekleridir. Güzel ve etkili konuşabilmek bir özgüven göstergesidir.

Etkili ve güzel konuşmak için bize yardımcı olacak bazı yöntemleri şöyle sıralayabiliriz: Kelimeleri ve sözcükleri doğru kullanmak. Kelime hazinemizi geliştirmek. Söyleyeceklerimizi planlayarak konuşmak. Ses tonumuza ve cümlelerin vurgularına dikkat etmek. Göz teması kurarak konuşmak. Beden dilini etkili kullanmak. Ana konudan uzaklaşmayacak şekilde konuşmak (dikkat dağıtıcı şekilde uzun cümleler kurmamak).

Bu pratik bilgileri uygulamamız etkili ve güzel konuşmak için bize yardımcı olacaktır. Tek yapmamız gereken istemek ve gelişmek için egzersiz yapmaktır. İslam dinin de hitabetin yeri çok önemli. Hatta bu konuda Kur’an bize yol gösterici kitap niteliğindedir. Kur’an-ı Kerim’deki hitabet ilkeleri; “Ey inanlar”, “Ey müminler”, “Ey nebi” gibi güzel sözle hitap etme, yerinde ve zamanın da konuşma, konuşurken nazik olma, muhatabın anlayışına göre ölçülü ve dengeli olma, akla ve vicdana hitap etme, düşünceye sevk etme ve duyguları harekete geçirme gibi konular üzerine kuruludur.

Hitabet konusunda Kur’an-ı Kerim’de geçen birkaç ayeti sizlerle paylaşmadan önce, İslam dininin böylesine pratik ama etkili bir konuda görüş bildirmesi onun zamansız ve evrensel din olduğunu bize bir kez daha ispat ediyor:

“Onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek söz söyle!” (Nisa Suresi, 63. Ayet).

“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” (Taha Suresi, 44. Ayet).