Hayat Ölüm ve İnsan İlişkisi Nasıldır?

Photo 10847638 © Faizan Khan - Dreamstime.com

insanın iki yolu vardır; hayat ölüm… İnsanoğlu bir varmış; bir yokmuş! Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim de bu dünyanın gelip geçici, asıl hayatın ise ahiret hayatı olduğu sık sık vurgulanmıştır. Bu, insan için idrak meselesi gibi görünmektedir. İmtihanlar silsilesi içinde yaşayan insan, bunu idrak ettiği ölçüde yaşadığı zorlukları bertaraf edecektir. İnsan için zamanın akıp gitmesi elbet bir yere varacağı anlamına gelmelidir. Böylece sağlamlaşan ahiret inancına göre insan daha mutedil ve bir gün uyanacağını bildiği bir hayat yaşamaya başlar.

Bu hayat imtihanlarını geçeceğini ve yeni imtihanların geleceğini bilen insan içinse kılavuz Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin önderliği olacaktır. Hz. Peygamberimiz Muhammet (S.A.V) ait olduğu düşünülen ünlü sözü insanların bir uykuda olduğunu ancak ölünce uyanacaklarını anlatılır. Bu çok anlamlı söz Kur’an-ı Kerim’in dünya hayatı tanımlamaları ile birebir örtüşmektedir. İnsan için yaşamsal öneme sahip olan uyku, Zümer suresindeki ayetlerde ruhun alınarak tekrar bedene girmesi verilmesi şeklinde anlatılır.

İnsan için ürkütücü olan ölüm hali kısmen uykuda yaşanmaktadır. Çünkü ayetlerde anlatıldığı üzere Allah uyku halinde insanın ruhunu aldığını, hayat süresi olanınkini tekrar verdiğini hayat süresi kalmayanınkini ise alıkoyduğunu anlatır. Şu halde uyku, ölüm provasıdır. Her gece uykuya dalan insan ürkütücü olsa da bir daha uyanıp uyanamayacağı bilincini her an taşımalıdır. Ölüm, insan için hayat mecrasının son bulması demek değildir. Dünyada yaşanılan hayat öte alemde insan için hazırlanan hayat şeklini belirleyecektir.

Dünya hayatının sonu yepyeni bir başlangıçtır aslında…

Ölüm ise son değil bu anlamda insan için gerçek hayat başlangıcıdır. Yaşadığımız bu hayat ise Kur’an-ı Kerim’de süreli bir oyun ve eğlence alanı olarak tanımlanır. Ölüm sonrası insan dünyada ne kadar kaldın sorusuna bir gün ya da daha az diye cevap verirken bize dünyada çok uzun gelen hayat koşusunun ne kadar kısa olduğunu anlatır.

Ölüm halinde bedenen tüm fonksiyonlarını yitiren vücut uyku sırasında bu fonksiyonlarını asgariye indirir. Beden ve ruh bağlantısının minimuma indiği uyku hali insan için çözülmesi imkansız bir haldir.  Tıpkı bilmediği ölüm gibi. İnsan ölüm ve hayat döngüsündeki hayat, insanın kendi amelleri ile kurguladığı, yönettiği ve oynadığı bir oyundur. Bu oyuna ara verme dinlenme süreci olan uyku ölüm ile sonlanacaktır.

Hayat mecrası uyku dışında insan için yapıp ettiği her şeydir. Nasıl yaşanıyorsa öyle ölüm öyle gelecektir. Ölüm anındaki insan selamünaleyküm ile karşılanacak ya da sırtına vurularak   canı alacaklardır. İşte hayat alanı ölüm denen sonun başlangıcının yapımcısıdır. Nasıl kurgulanıp oynandı ise hayat perdesi de öyle kapanacaktır.

İnsan için hayat ölüm kavramları aslında nedir?

Ölüm ile burun buruna ve her an kopabilecek ince bir sicimdir. Ne zaman ve nerede kopacağını bilmediği fakat hayat debdebesi içinde hep unutmaya çalıştığı ölüm, insan için kaçmaya çalışılan bir olgu olmaktan öteye gidememektedir. Bu anlamda insan uyku halinde yaşamayı sürdürmektedir. Oysa bu incecik sicim kopmadan önce ölüm idrakini geliştirebilen insan için hayat farklı hal almaya başlayacaktır.

Aslında hayat içinde iken bu uykudan uyanmak tasavvuftaki ölmeden ölmek halini getirecektir. İslam dininin istediği de tam olarak budur. İnsan, hayat ve ölüm arasında geçirdiği bu kısacık zaman diliminde neyi neden yaşadığının idrakine ulaştığı ölçüde öte tarafta karşılaşacağı soruları bilecek cevabını veremeyeceği soruların üstünü bu dünyada çizecektir. Bu dünya hayatının debdebesi içinde oyalanıp duran insanın idrak düzeyine ulaşarak yaşaması kamil insana doğru çıkılacak yolculuğun da ilk adımı olacaktır.