Hipnoterapi ile Şifalanmak

dreamstime_s_173257897
Fotoğraf: ID 173257897 © Adonis1969 | Dreamstime.com

Hipnoz, kişinin çevresel (dışsal) ve zihinsel (içsel) uyaranlardan belli bir süreliğine uzaklaşarak doğuştan var olan telkin alabilme yeteneğinin artırıldığı, tamamen doğal zihinsel bir durumdur. Doğaldır, çünkü herkes bilerek ya da bilmeden birçok kez hipnozu yaşamıştır ama yaşadığının hipnoz olduğunu bilmez. Örneğin, televizyonda heyecanla bir film seyrederken dalmışsanız eğer, anneniz ya da eşinizin seslenmelerini duymazsınız bile, çünkü kısa bir süreliğine de olsa konsantre olmuş ve hipnoza girmişsiniz demektir

Hipnoterapi ise hipnoz yolu ile yapılan terapidir. Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilmektedir. İngiliz Tıp Birliği 1953 yılında, Amerikan Tıp Birliği 1958 yılında hipnoterapiyi, bir psikoterapi yöntemi olarak kabul etmiştir. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmıştır.

Hipnoterapi, kişileri ruhsal ve zihinsel sıkıntılarından, değiştirmek veya tamamen kurtulmak istediği kötü alışkanlıklarından kurtarabilir. Ayrıca bu ruhsal ve zihinsel sıkıntıların sonucu ortaya çıkan fiziksel hastalıklardan da hipnoz yardımıyla kurtulmak mümkündür. Burada bilinmesi gereken unsur kişilerin genellikle fiziksel hastalıklarının altında bazı ruhsal ve zihinsel sıkıntıların yattığının farkında olmamalarıdır. Örneğin ülser, tansiyon, migren, alerji ya da romatizma gibi hastalıklar, ruhsal ve zihinsel bir sıkıntının birikimi sonucu bilinçaltımızda oluşan dengesizliğin ifadesi olabilir.

Hipnoterapiden faydalanabilmek için öncelikle kişinin şikayetinden kurtulmayı mutlaka kendi rızası ile istemesi, hipnoz hakkında doğru bilgilere sahip olarak yönteme ve hipnoz vasıtasıyla bu şikayetinden kurtulabileceğine inanması ve tedaviyi yapan hekimine kesinlikle güvenmesi gereklidir. Bu unsurlarla ilgili herhangi bir tereddüt kişinin hipnozdan yararlanmasını engelleyebilir.

Ayrıca diğer önemli bir unsur da hastanın telkin alma gücüdür. Hipnoterapistin verdiği telkinleri alabilmesi tamamen kişinin kendisine bağlıdır. Kişi isteyerek, inanarak ve güvenerek telkinleri alır ve kabul ederse kolayca ve kısa sürede, iradi bir güçlük yaşamadan amaçladığı hedefe ulaşabilir. Bütün bu unsurlar tedavinin başarısı için vazgeçilmez değerlerdir. Hipnotize edilmiş olan kişinin bilinç durumu aktif ya da pasif olabilmektedir. Bu farklı kombinasyonlar, hipnoz işlemine karşı bireylerin verdiği tepkilere göre oluşmaktadır. Her insan farklı tepkiler vermektedir. Hipnoz altında olan insanlar kabullenmedikleri, istemedikleri komutlara tepki vermezler, kabullenmezler. Yani onlara istemedikleri bir şey yaptırmak mümkün değildir.

Hipnotik konsantrasyon sırasında bireyler, normal yaşama göre farklı yetenekler kazanmaktadırlar. Özellikle ağrı hissi, verilen telkinlerle beyin tarafından algılanması engellenerek ortadan kaldırılır. İşte kişi bu sırada hipnozdadır. Konsantrasyonun derinliğine bağlı olarak kişide ağrısızlık tüm bedene yayılarak narkozsuz yani uyutmadan ameliyatlar yapılabilmektedir. Verilen telkinlerle bireyin solunum ve kalp atış hızı, bağırsak faaliyetleri değiştirilebilmekte, psişik gerginliklerin giderilmesi gibi çok çeşitli fizyolojik ve psikolojik değişimler ortaya çıkarılabilmektedir. Kişi hipnoterapi seansları süresince bilinçaltı gücünü yani kendinde var olan fakat kullanmayı bilmediği içsel potansiyelini kullanmayı öğrenir.

Günümüzde yapılan araştırmalar birçok hastalığın psikosomatik kökenli olduğunu göstermektedir. Bilinçaltımız aslında, ister fiziksel ister ruhsal veya zihinsel her türlü sorunun üstesinden gelebilecek bir gücü içinde barındırmaktadır. Fakat kişiler, bu gücün farkında olmadıkları ve bunu kullanmayı bilemedikleri için sorunlarını kendi kendine çözemezler. Hipnoterapi bu noktada, kişiye bu içsel potansiyelini yani bilinçaltı gücünü kullanmayı öğreterek hızla, etkin ve kalıcı şekilde sorunlarından kurtulmasına katkı sağlar.

Teknolojinin ve bilimin ilerlemesi son yıllarda artan hastalıklar gibi birçok olumsuzlukları da beraberinde getirmekte. ‘’Sıkıntılar misafirdir gelir ve geçer. Önemli olan gönderenin hatırına sıkıntıya sabretmektir’’ der Mevlana. Yani inanmış gönüller imtihanın çeşidi ne olursa olsun karşısında boyun eğmez, bel bükmez. Allah’ın kudretine, rahmetine sığınarak her türlü imtihanın üstesinden gelmeyi başarabilir. Yeter ki içsel potansiyelimizi, manevi derinliğimizi zenginleştirebilelim.