Hoşgörünün Hayatımıza Katkısı

dmitry-vechorko-GfTJ0ElQ-3U-unsplash.jpg
Yaradlılanı sev, yaradandan ötürü. Fotoğraf: Dmitry Vechorko-Unsplash

İnsan, fıtratı gereği sosyal bir varlıktır ve yaşamına kendisine benzemeyen diğer insanlarla bir arada devam etmektedir. Bu bağlamda, karşılaşılan her insanın farklı duyguları ve farklı görüşleri olduğu kabul edilmektedir. Toplum içerisindeki farklılıkların bir çatışma ve savaşa dönüşmemesi ise ancak hoşgörü ile mümkün. Hoşgörü ise karşılıklı beslenen sevgi, saygı ve anlayış davranışlarından meydana gelir.

Türk toplumunun hem dini inanç hem de geleneksel adetlerinin temelinde hoşgörülü olmak yatar. Halk ozanımız Yunus Emre’nin de ünlü şiirinde dile getirdiği gibi; “Yaradılanı severim; Yaradan’dan ötürü.”

Hoşgörünün toplumsal hayattaki yeri

Hoşgörü, özellikle farklı kökenlerin bir arada yaşadığı ve iç içe olduğu toplumlarda hayati bir önem taşır. Buna göre, yetişkin bireylerin kendinden sonraki nesillere hoşgörülü olmak konusunda temel eğitimler vermesi gerekir. Bu olgunun temeli, çocukluk çağlarında atılırsa ancak o zaman sürdürülebilir olur.

İnsanların; ırk, dil, ten rengi ve din konusunda çoğunlukla seçme hakkı bulunmamaktadır. Bunun hem kişi hem de toplum için bir zenginlik olarak düşünülmesi, hoşgörülü olmanın güzel bir yoludur. Hoşgörü anlayışı gelişmiş olan toplumlarda karşılıklı güven duygusunun da aynı oranda arttığı görülür. Bu da hem insan ilişkilerinin hem de devletin gelişmesine önemli bir katkı sağlar.

İslam’da hoşgörü ve insan sevgisi

Hz. Muhammed’e tebliğ edilen konuların büyük bir kısmında ahlaki değerler işlenir. Bu değerlerin içerisinde ele alınan başlıklardan birisi de hoşgörüdür. Zaten İslam, tüm dünyada hoşgörü dini olarak kabul edilir. Bu yaklaşımı destekleyen en önemli hususlardan biri de İslam kelimesinin terim anlamıdır. Arapça “İslam”, “affetmek ve bağışlamak” anlamları taşır. Dilimizde bunların karşılığı da hoşgörü olarak geçir.

Hoşgörülü bir insanın taşıması gereken özellikler Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde geçmektedir. Hoşgörüden bahseden sureler; Necm Suresi, Al-i İmran Suresi, A’raf Suresi ile Hucurat Suresi’dir. Bu surelerdeki ayetlere bakılarak kişiden aşağıdaki şekilde davranması istenir.

Diğer insanların kusurlarını kapatmak.

Öfkesini kontrol etmek.

Affedici eğilimde olmak.

Kibirli ve gururlu olmaktan kaçınmak.

İnsanların zayıf taraflarıyla alay etmemek.

Sabırlı ve anlayışlı olmak.

Hz. Muhammed’in (S.A.V) hoşgörü anlayışı

Peygamberimiz’in ön plana çıkan ahlaki değerlerinin başında hoşgörülü olması gelir. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz’in, hoşgörüyü insanlar için karşılıklı uyulması gereken bir davranış olarak ifade ettiği bilinir. Kendisinin de bu konuda oldukça hassas davranışlar sergilediği görülür. Bu bağlamda Hz. Muhammed (S.A.V) hata yapan kişiyi rencide etmeyecek biçimde yapılan hatalara odaklanmayı tercih ederdi. Bu bağlamda onun İslam dininden olmayanlara ve günah işleyenlere de hoşgörülü bir biçimde yaklaştığı çeşitli kaynaklarda anlatılmaktadır.

Hicretten sonra Medine’de bulunan Yahudiler, Hz. Muhammed (S.A.V) ve kavminin kendi şehirlerine gelmesinden pek hoşlanmamıştır. Ancak Hz. Muhammed (S.A.V) buna rağmen Yahudi halkına oldukça ılımlı davranışlar sergilemiştir. Buradan Peygamber Efendimiz’in başka bir dine mensup kişilere de son derece hoşgörülü yaklaştığı anlaşılmaktadır.

Hayatü’s Sahabe’den aktarılan bir kıssaya göre de bir grup çocuk aralarından bir arkadaşlarını Hz. Muhammed’e şikayet eder. Bu çocuğun Huzafe oğlu Abdullah olduğu bilinmektedir. Arkadaşları Peygamber Efendimiz’e “Abdullah çok şaka yapar ve boş şeylerle uğraşır.” diyerek serzenişte bulunurlar. Hz. Muhammed ise buna karşılık olarak “Abdullah’la uğraşmayın. Çünkü o Allah’ı ve elçisini gerçekten sevmektedir.” diyerek cevap verir. Anlaşılacağı üzere Hz. Muhammed (S.A.V) kişileri hatalarından dolayı rencide etmez ve onlara karşı ılımlı davranır.

Bizler de yaradılanı, Yaradan’dan ötürü sevmeli, saymalı ve herkese hoşgörülü davranmalıyız.