Huzuru Ancak Dengeli Yaşayarak Buluruz!

baard-hansen-jJuYXZdLg84-unsplash
Fotoğraf: Baard Hansen-Unsplash

Heva ve heves yani insanın nefsin istek ve arzularına karşı eğilimi; yanlışa sevk edebilir. Kibir, haset, kıskançlık, tahammülsüzlük, acelecilik, bencillik, gerçek nedeni görememe gibi birçok kötü duygunun heva ve hevesle ilgisi vardır.

Hz. Muhammed (SAV): “En mukaddes savaş insanın nefsine galip gelmesidir.” demiştir. Kuran’da ise:

“Nefsini temizleyen kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir.” (A’la Suresi, 14. Ayet)

Mevlana nefsi insanın içine yerleşmiş bir düşman olarak görür ve şöyle der:

“O dost değildir, dosttan ayırır, vefası yoktur, o şarabı döker de yerine sirke satar.”

Mevlana’ya göre insan; iki kanatlı bir varlıktır. Hem aklı hem de gönlü vardır ve insanın uçabilmesi için iki kanatlı olması gerekir.

İnsan, aklı ve mantığı ile algılar kalbi ile de hisseder. Buna iki kutuplu olan insanın rasyonel ve kalbi aklı denir. İnsan psikolojisinin denge içinde olması için bu iki aklın uyum içinde olması gerekir.

İnsanın rasyonel aklını ön plana alıp kalbi aklı geri planda tutması onun uyumsuzluk içinde yaşamasına sebep olur. Buradaki kalbi akıl meselesi insanın neler hissettiklerinden çok daha derin bir anlam ifade eder.

Kalbi akıl; Allah’tır. Kişi aklını, nefsini terbiye etmek için kullanırsa kalbiyle bütünleşir. Kalbiyle bütünleşen akıl insanı mümin kılar. Nefsine uymayan insan Allah yolunda olmayı akleden kişidir. Akıl insana kılavuzluk eder. İnsanın doğru yolu bulması akıl sayesinde olur ve bunun iradesi insanın kendisine verilmiştir. İnsan amelini kötüye meyil etmekte kullanmasa yani nefsine hakim olursa kalbindeki Allah’a yakın olur.

Modernliği yanlış algılayan ve yaşamına yanlış adapte eden bazı insanlar; çağın iletişim araçlarının gelişmesiyle sanal bir dünyaya hapsolmuş sadece o dünyanın arzu ve isteklerine yönelmiş kalbi, aklı unutmuştur. Oysa nefsi terbiye etmek, makul yaşamayı ve denge içinde olmayı gerektirir. Sadece rasyonellikle dünyayı algılaması insanın bütünlüğünü bozar.

Kalbi, gönlü beslemek ibadetle olur. Nefsin heva ve heveslerini bırakıp Allah’a yönelmek bizleri iyi birer mümin, iyi birer kul haline dönüştürür.

Farz ve vacib olan ibadetlerin dışında sevap için namaz ve oruç tutmak, kalbin derinliklerine inmeye çalışmak, insanın ruhunu yükseltir. Bu çağda dayanıklılığımızı artırmanın yolu yükselmekten yani nefis ve kalp tezkiyesinden geçer.

Allah insanı meleklerden bile daha üstün bir varlık olarak yaratmıştır. İnsanı yaratığı zaman meleklere onun önünde diz çökmesini emretmiş bu emre uymayarak kibir ve kıskançlık yapan şeytanı huzurundan kovmuştur. Nefsimiz de Allah’ın huzurundan kovduğu şeytanla aynıdır. Nefis bir doğrultuda bizim içimizdeki şeytandır ancak onu Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirerek içimizden atabiliriz.

Akıl kalbi kalp de aklı yönetir. Akıl eden insan, yani nefsini bilen insan kalbine dosttur. Allah ibadet edenlerin kalbindedir. Kalbini ibadetle dolduran insan aklını güzel yönetir.

İnsan her şeye hükmedebilir, yönetebilir, sahip olabilir ancak nefsine sahip olamaz; onu yönetmezse bir hiçtir.

İnsan nefsine yenilip her şeye sahip olduğunu, hükmedebildiğini sanabilir ama bu sadece bir illüzyondur. Şeytanın oyunudur çünkü her şeyin sahibi tek Allah’tır. Nefsinse karşılık tevhit inancını devreye sokan insan şeytana esir olmayan insandır. İşte bu yükselebilmektir.

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayı Müslüman’ın nefsini terbiye ettiği bir aydır. Nefis terbiyesi en basit anlamda az yemek, az uyumak dünya lezzetlerinden uzaklaşmaktır. Bu ayda bol bol ibadet edip Allah’ı anarak nefsimizi terbiye ederiz. Allah’ın bize verdiği nimetin kıymetini bilmek bizim aslında Allah’ın yüceliği karşısında ne kadar aciz kaldığımızı bir hiç olduğumuzu anlamamıza yardımcı olur.

İslam dini terbiye dinidir. İnsan aşırıya kaçmadan denge içinde yaşarsa kendini terbiye etmiş olur.