Hz Muhammed’in Doğumu Mevlid-i Nebi

Gül bahçesi

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed’in doğumu, hakkında çeşitli rivayetler olsa da en kabul göreni, Kuran’da geçen Fil hadisesinden sonra miladi 571 yılında hicri takvime göre de Rebiülevvel ayının 12.günü Pazartesi gecesi olduğu yönündedir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz Muhammed’in doğumu ile birlikte tüm dünya İslam nuruyla aydınlanmış, bambaşka bir devir başlamıştır.

Hz. Muhammed’in dünyayı şereflendireceği müjdesi ilk olarak efendimizin annesi Hz. Amine (ra)’a bildirildi. Hz.Amine annemiz, uykusunda bedeninden bir nur çıktığını her yana yayılarak aydınlattığını gördü. Cebrail (as), Hz. Amine’ye alemlerin en hayırlısını dünyaya getirmek üzere olduğunu ve O’na doğunca Ahmed ve Muhammed adını koymasını müjdeledi. Hz. Amine’nin, doğum yaptığı sırada kulağına gelen şiddetli bir sesle irkildiğini, beyaz bir kuşun gelerek kanatlarıyla sırtını sıvazladığını, beyaz bir kaseyle sunulan şerbeti içerek büyük bir ferahlama yaşadığını anlattığı rivayet olunur. Hz Muhammed’in doğumu anında cennetten hurilerin, meleklerin bu kutlu ana temaşayla şahitlik ettiği de Hz. Amine’nin, anlattıklarından rivayet edilmektedir.

Hz Muhammed’in doğumu ile yaşanan mucizeler

Yıldız ilmiyle uğraşan Yahudi ve Hristiyan kahinlerinin, o dönemde meydana gelen pek çok olağan üstü hadiselerden etkilenerek Tevrat ve İncil’de bildiren Ahmed isimli peygamberin doğumunun yaklaştığını anlatmışlardı. Kahinler, her gece gökyüzünü inceleyerek son peygamberin doğumunu müjdeleyici yıldızın teşekkül etmesini beklemekteydi. Efendimiz Hz. Muhammed’in doğduğu gece, kahinlerin ‘Ahmed’in yıldızı doğdu’ diyerek sokaklarda bağrıştıkları birçok yazılı kaynakta anlatılmaktadır.

O kutlu gecenin sabahında Mekkeliler, Kabe ve çevresinde bulunan putların yerle bir olduğu manzarasıyla karşılaşmış, bu olayı gerçekleştirmeye kimsenin cesaret edemeyeceğini bildiklerinden olup bitene anlam verememişlerdi. Yine aynı gece Arabistan dışında kalan bölgelerde de birbiri ardına birçok olağan dışı olay gerçekleştiği gözlenmişti. İran hükümdarının sarayı büyük bir sarsıntı geçirmiş on dört kulesi yıkılmıştı. İran’in İstahrabat kentinde ateşperestlerin tapınaklarında bin yıldır hiç sönmeden yanmakta olan ateş sönmüştü. Mukaddes sayılan Save Gölü’nün suları kurumuş, Şam’da asırlardır susuz kalan Semave vadisi, birden bire suya kavuşmuş bereketli topraklar haline gelmişti.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, sünnetli ve göbeği kesilmiş olarak; sırtında iki kürek kemiği arasında kalbi hizasında bulunan Nübüvvet mührü ile dünyaya gelmiştir.

Hz. Muhammed’in doğum hadisesindeki en önemli detay bu kutlu doğumun bekleniyor olmasıydı. Bölgedeki Hristiyan ve Yahudi din adamları, kitaplarında müjdelenen son peygamberin doğumuna dair alametlerin gerçekleştiğine inanıyordu. Doğumundan önce çeşitli mucizeler gerçekleşmeye başladı. Bu olayların başında da Fil hadisesi gelmektedir. Doğumundan iki ay kadar önce yağmacı Ebrehe ordusu, Kabe’yi yıkmaya yeltenerek Mekke’ye saldırdı. Kur’an-ı Kerim’de Fil suresinde de anlatılan olayda Ebabil kuşlarının saldırısıyla Ebrehe ordusu yenildi.

Dünyaya geldiği dönem nasıldı?

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in dünyaya geldiği dönemde Mekke ve diğer bölgeler ekonomik olarak çok zor bir dönem yaşıyordu. Bir biri ardına yaşanan kuraklıklar, Arap halkının iyice fakirleşmesine neden olmuştu. Ekonomik zorluklar, kabileler arasında çatışmaların, savaşların sayısını her geçen gün artıyordu. Hicaz bölgesinde az sayıdaki varlıklı kimseler, ticaretle uğraşan tüccarlardı. Tüm bu savaşlar ve yoksulluk Mekke halkının ahlaki çöküşünü de beraberinde getirmişti.

Tarihte Cahiliye dönemi olarak adlandırılan bu dönemde; içki, kumar, ahlaksızlık olabildiğince artmıştı. Müşrikler, kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar insanlıktan çıkmıştı. Hz. Muhammed, genç yaşlarından itibaren bu geleneğe karşı çıkmış, bununla mücadele etmiş, Peygamberliği geldikten sonra da ilk yasakladığı şey bu vahşet olmuştu. Müşrikler Allah’a inandıklarını söylüyor ancak aracı olarak kabul ettikleri putlara tapmaktaydılar. Hz. Muhammed (sav)’in Peygamber oluşu doğumundan 40 yıl sonra gerçekleşmiş; İslam dinini, Kur’an-ı Kerim’in nurunu önce Arap Yarımadası’na sonra tüm dünyaya yaymaya ömrünü adamıştır. O’na sonsuz salat ve selam olsun.