Hz Muhammed Evrensel Mesajı Nasıldır?

Photo 20682605 © Tangjans - Dreamstime.com

Hz Muhammed evrensel mesajı ne anlam taşır? Hz. Muhammed’in (SAV) Yahudilere ve Hristiyanlara karşı tutumu nasıldır? İslam’ın geldiği dönemde Mekke’de putperestlik hakimdi. Diğer dini gruplar azınlıkta kalmakta, Yahudi ve Hıristiyanlar bulunmamaktaydı. Onlar sadece ticaret amacıyla kısa sürelerde Mekke’ye uğruyorlardı. Hz. Muhammed (sav)’in Mekke dönemi Müşriklerle mücadele ile geçmiş; Ehl-i Kitap’la bir ilişkisi söz konusu olmamıştır. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in Ehl-i Kitap’la ilişkileri genellikle Medine döneminde gerçekleşmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de “(Ey Muhammed) Sen hikmetle, güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (Nahl, 125. Ayet) buyurulmak suretiyle de O’nun özellikle Ehl-i Kitap’la mücadelesinin barış zemini içerisinde yapılması gerektiği ifade edilmekteydi. Nitekim Hz. Muhammed, Medine’ye hicretinden sonra Yahudilerle olan ilişkilerine onlara indirilen kitaba ve tanrılarına inandıklarını ifade ederek başladı. Allah’ın İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya emrettiklerini kendisine de din olarak bildirildiğini ifade etti. İbadetlerinde yönünü Yahudilerin de kıblesi olan Kudüs’e çevirdi. Vahiy gelmeyen konularda Yahudilerin tarzını tercih ediyor, Müşriklere ise muhalefet ediyordu. Muharrem ayının onunda Yahudilerin tuttuğu aşura orucunu tuttu. Müslümanların onların kestiklerini yeme ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin verdi. (Maide, 5. Ayet) Beni İsrail kıssaları anlattı. Tevrat’ta Yahudilerin kendisine inanmalarının zorunlu olduğunun bildirildiğini hatırlattı.

Hz Muhammed evrensel mesajı ve tüm canlıları koşulsuz sevmek…

Hz. Muhammed, Yahudilerin “Üzeyr Allah’ın oğludur”, Hıristiyanların ise “Mesih Allah’ın oğludur” ve “Allah, üçün üçüncüsüdür.” şeklindeki inançlarının yanlış olduğunu bildirerek, Yahudi ve Hıristiyanları İslam’a davet etti. Tek olan Allah’a ibadet etmeleri emredildiği halde Yahudilerin hahamlarını, Hıristiyanların rahiplerini rab edindiklerini hatırlattı. Yahudilerin Allah’ın cimri olduğuna dair görüşlerini reddetti. Ehl-i Kitap’ın peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkar etmelerinin yanlışlığını belirtti. Hz. Süleyman’ın büyü yapması gibi peygamberlere yakışmayan inançlarının yanlışlığını ortaya koydu. Kitaplarının tahrif edildiğini söyledi. Hz. Peygamber inanç alanında onların hatalı olduğu noktaları anlattı. Fakat hiçbir zaman onları Müslüman olmaya zorlamadı. Nitekim hicretin birinci yılında Medine’de bulunan Yahudilerle yaptığı anlaşmada dinlerinde serbest olduklarını ifade etti.

Medine’de Yahudilerin ibadet ve eğitim faaliyetlerinin bir arada yürütüldüğü Beytü’l-Midras adlı kuruma müdahale edilmemesi ve çalışmalarını sürdürmesi, din eğitimi konusunda onlara tanınan özgürlüğü göstermektedir. Necran Hıristiyanlarıyla yapılan anlaşmada din adamlarının görevlerine müdahale edilmeyeceğinin, kiliselerinin yıkılmayacağının ifade edilmesi de ibadetle ilgili her alanda onlara gösterilen serbestliğin belgesi niteliğindedir. Hz. Muhammedin Mescid-i Nebevi’de ibadetlerini yapmak isteyen Necran Hıristiyanlarına izin vermesi, Hayber’in fethinde ele geçirilen Tevrat Nüshalarını Yahudilere iade etmesi ise farklı din mensuplarının ibadetlerine ve kutsallarına gösterilen saygının bir başka örneğidir.

Daima insan haklarına saygılı olmayı öğütler

Hz. Muhammed’in hayatında savaş zorunlu durumlarda başvurulacak bir araçtır. Nitekim O, “Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Allah’tan barış dileyin. Eğer düşmanla karşılaşmak zorunda olursanız sabredin.” (Buhari) buyurmak suretiyle savaşı değil barışı arzu ettiğini açıkça ifade etmiştir. Ancak Hz. Muhammed’in Medine dönemindeki barışı devam ettirme gayretlerine rağmen Yahudiler yaptıkları antlaşmayı bozarak Müşriklerle işbirliğini tercih etmişlerdir.

Medine’ye gelişinden kısa bir süre sonra Medine vesikası çerçevesinde Müslüman olmayanlarla yaptığı anlaşma, Hz. Peygamber’in farklı kesimlerle iyi ilişkiler içerisinde olma arayışı ve niyetinde olduğunu göstermektedir. Zira bu vesika taraflara din ve vicdan özgürlüğü yanında karşılıklı iyi ilişkiler içinde bulunma esasına dayanmaktaydı. Yapılan anlaşmalarda can, mal ve din haklarına saygı esas alınmaktaydı.

Hz. Muhammed, Müslümanlara karşı düşmanca tavırlar gösterilmesine ve kendisine suikast düzenlenmesine rağmen savaş durumu dışında silahlı mücadeleye girişmemiştir. Savaştan önce, savaş esnasında ve sonrasında mukaddes değerlere karşı saygı gösterilmiştir. Savaş sonrasında adaletli davranmış, Müslümanlara kendileriyle anlaşmalı olanların mallarına tecavüz etmenin haram olduğunu hatırlatmıştır. Her insanın Müslüman olmasını arzu etmekle birlikte kendi dininde kalmak isteyenlerle barış içinde yaşamaya gayret etmiştir. Hz. Muhammed’in Müslüman olmayanlarla ilişkilerinde zulüm değil adalet, gaddarlık değil merhamet hakim olmuştur. O, dini tebliğde asla baskı yolunu seçmemiştir.