İnsanın İmanı Artıp Azalabilir mi?

Muslim woman praying
Fotoğraf: ID 75752616 © Mohamed Ahmed Soliman | Dreamstime.com

İman etmek dini bir terim olarak, Hz. Muhammed tarafından iletilen ve Allah’tan geldiği bilinen her şeyi tereddütsüz kabul etmektir. Bu bağlamda iman eden bir kimse; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete ve kadere iman eder. Bunların tamamı kabul edildiği takdirde tam bir iman sağlanır. İmanın şartlarının bir kısmını kabul edip, diğerlerine inanmamaksa İslam açısından mümkün değildir.

İmanın artması veya azalması konusunda İslami literatürde farklı yorumlarla karşılaşılır. Bu bağlamda, din alimlerinden bir kısmı imanın artıp azalabileceğini kabul ederken; diğer kısım bu ifadeye karşı çıkar.

İmanın artıp azalabileceğini kabul edenlerin dayanak noktası… İmanda artıp azalma olabileceği görüşünde olan din alimleri bunu Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan bazı ayetlere dayandırır. Bu ayetlerde “Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rehberlerine güvenirler.” (Enfal Suresi, 2. Ayet) buyrulur. Burada ima edilen artış ise, imanın ayrıntı bakımından artmasıdır.

Kur’an-ı Kerim’in indirildiği dönemde insanlara ayetlerin sırayla ulaştığı görülür. Her yeni vahiy de insanların İslam hakkında yeni bir hüküm öğrenmesi demektir. Bazı din yorumcularına göre, imanın artışı yeni bir hüküm öğrenme ve öğrenenlere de iman etmeyi ifade eder.

İmanda artma veya azalma olmayacağını düşünenlerin açıklaması: İmanda artma ya da azalma olmayacağını kabul eden kesim, bu hususta tasdik kavramını göz önüne alırlar. Bu bağlamda, iman kalp ve dil ile tasdik edilmekle mümkün olur. Tasdik de kendi içerisinde ele alındığında artma ya da azalmaya uygun bir kavram değildir. Buradan yola çıkıldığında imanın artması ve azalmasının da mümkün olmadığı yorumuna varılır. Bu bağlamda bir kimse ya iman eder ya da etmez. Ancak imanın kuvvetli ya da zayıf olduğu yönünde bazı yorumlara varılması mümkündür.

İmanın kuvvetli ya da zayıf olduğuna yönelik örnekler: Dünya üzerinde sınava tabi olan her bir kulun imanının derecesi, diğerinden farklıdır. Bu bağlamda, peygamberlerin imanı ile diğer insanların imanı da denk tutulamaz. Öyleyse imanın zayıf ya da kuvvetli olduğu yönünde bir çıkarım yapılabilir. İmanda kuvvete verilebilecek en güzel örnek Hz. İbrahim’dir. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer: “İbrahim ‘Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!’ deyince, rabbi ‘Yoksa inanmıyor musun?’ demişti. O, ‘Hayır, inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye’ cevabını verdi. Rabbi ‘Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir.’ buyurdu.” (Bakara Suresi, 260. Ayet)

Bakara Suresi’nde anlatılan kıssaya göre, Hz. İbrahim Allah’ın dostu olma şerefine erişmiştir. Kendisi, görmeden de iman ettiği bir olaya, gördükten sonra daha kuvvetli iman edebileceğini ifade etmiştir. Bunun üzerine de Allahü Teala, İbrahim peygambere sözü geçen olayı gözleri ile göstermiştir. Buradan varılacak nokta, gözlem yolu ile elde edilen bilginin insanın fıtratı gereği daha kesin olduğudur. Hz. İbrahim’in imanı da kendisine Allah tarafından gösterilen bilgi ile daha da kuvvetlenmiştir.

İmanın mertebeleri nelerdir? İman din alimleri tarafından taklidi ve tahkiki olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan taklidi iman, çevreden öğrenilerek ve akli bir yorumlama yapılmadan iman edilmesidir. Tahkiki iman ise, konuyla ilgili tüm meseleleri derinlemesine bilmek ve tereddüt etmeden iman etmektir.