İnsanın Kaderiyle İlişkisi

kristopher-roller-rgrZVTjuuPw-unsplash
Fotoğraf: Kristopher Roller-Unsplash

Yüce Allah, “İlim” sıfatıyla gaybı bilir, Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır, göklerde ve yerde olanlara, gizli açık her şeye vakıftır; insanların açıkladığı ve kalplerin­de sakladığı şeylerden haberdardır. Allah, “İrade” sıfatıyla da dilediğini yapar ve dilediği şekilde yara­tır. Ancak Rabb’imiz, dileyenin iman, dileyenin inkar ede­bileceğini bildirmiş, iman edenlere hi­dayet yolunu açmış, inkar edenlerin de sapmışlığını sürdürmesine imkan vermiştir. Eğer Allah isteseydi herkes iman ederdi, lakin insanların kendi irade ve tercihleri ol­madan iman etmelerini dilememiş, onları serbest bırakmıştır.

Kader ve kazaya inanmak iman esaslarındandır. Ancak insan, “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş.” diyerek kaderi mazeret olarak gösterip sorumluluklarından kaçamaz. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Burada dileyen, tercih eden, isteyen kuldur; yaratan da Allah’tır. Kul sorumluluk doğuran fiilleri irade edendir ama yaratan değildir; zira yaratmak Allah’a mahsustur.

Müslüman kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanır. Yani alemlerin yaratıcısı olan Allah, hayrı da şerri de irade eder ve yaratır. Çünkü alemde her şey onun irade, takdir ve kudreti altındadır; Allah’tan başka gerçek mülk ve kudret sahibi, tasarruf yetkisi olan yoktur. İnsan, hayrı da şerri de kendi iradesi ile kazanır. Allah’ın hayra rızası vardır, şerre ise yoktur. Hayrı seçen mükafat, şerri seçen ceza görecektir. Tabii ki Allah kulların kötü filleri yapmalarından hoşnut olmaz, şerri emretmez.

İslam alimlerine göre, Allah’ın şerri irade edip yaratması kötü ve çirkin değildir. Fakat kulun şer işlemesi, şerri kazanması, şerri tercih etmesi kötüdür ve çirkindir. Yüce Allah mutlak anlamda hikmetli ve düzenli iş yapan tek varlıktır. Onun şerri yaratmasında birtakım gizli ve açık hikmetler vardır. Canlı ölüden, iyi kötüden, hayır şerden ayırt edilebilsin diye, Allah eşyayı zıtlarıyla birlikte yaratmıştır.

İnsana kötü şeylerden korunma yollarını göstermiş, şerden sakınma güç ve kudretini vermiştir. Dünyada şer olmasa hayrın manası anlaşılamaz, bu dünyanın bir imtihan dünyası olmasındaki anlam gerçekleşemezdi. Şer Allah’ın adalet ve hikmeti gereği veya kendisinden sonra gelecek bir hayra aracı olmak ya da daha kötü ve zor bir şerri defetmek için yaratılmıştır.
Öte yandan Allah’ın kudreti ile meydana gelen her işte ya kendimiz ya başkaları ya da toplum için faydalar bulunmaktadır. Bir şeyin şer olması bize göredir.

Ayette şöyle buyurulmuştur: “Umulur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırdır. Ve yine umulur ki, sevdiğiniz bir şey de sizin için şerdir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.” (Bakara Suresi, 216. Ayet)

Dolayısıyla insana düşen Allah’ın verdiği akıl, irade ve olanaklar çerçevesinde görevlerini en iyi şekilde yapma gayretinde olmasıdır. Allah’a bakan yönüyle kader, olmuş, olacak her şeyi Allah’ın bilmesidir.

Bazı İslam alimleri Allah’ın dilemesi halinde kaderin değişebileceğini söylemiştir. Onlara göre, kader, Allah’ın takdiri, kaza ise bunun infazı demektir. Bazen Allah, nimetiyle af ve mağfiret sayesinde kazayı bozabilir ve hükmünü gerçekleştirmez. Sadaka vermek, tövbe etmek, Allah’a gönülden yakarmak, iyi işler yapmak kaza ve belaların önüne geçebilir.
Tevekkül, Müslümanlar’ın kadere olan inançlarının sonucudur. Tevekkül eden kimse Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı bir kimsedir. Fakat kadere inanmak da tevekkül etmek de tembellik, gerilik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye de engel değildir.

Çünkü her Müslüman olayların, ilahi düzenin ve kanunların çerçevesinde sebep sonuç ilişkisi içerisinde olup bittiğinin bilincindedir. Yani tohum ekilmeden ürün elde edilmez. İlaç kullanılmadan tedavi olunmaz. Salih ameller işlenmedikçe Allah’ın rızası kazanılmaz ve dolayısıyla cennete girilmez. Öyleyse tevekkül, çalışıp çabalamak, çalışıp çabalarken Allah’ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak; sonucu Allah’a bırakmaktır.