Görüş 10-May-2020

İnsanlığın Kanayan Yarası, Mülteciler

Author
İpek Atacan
Yazar

Mülteci krizi, insanlık tarihinden beri süregelen bir problemdir. İnsanlığın kanayan yarası olarak kabul edilen bu durum sebebiyle çok sayıda kişinin yaşadığı toprağı terk etmek zorunda kaldığı görülüyor.

Göç, tarihin farklı dönemlerinde karşılaşılan doğal bir durumdur. Tarih sayfalarında; ekonomik, sağlık, eğitim ve barınma ihtiyacı ile göç eden çok sayıda insanla karşılaşılır. Ancak, topraklarında büyüyen savaş ve kaos ortamından kaçan mülteciler için durum oldukça farklı. Yaşamak arzusuyla topraklarını terk eden bu insanlar için mülteci olmak bir tercih değil, aksine bir mecburiyettir.

Dünya genelinde mültecilerin sayısı nedir? Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan son veri raporuna göre dünyadaki göç sayısı 65 milyonu aşmış durumda. Bu sayının 22,5 milyonu ise mültecilerdir. Burada en fazla dikkat çeken nokta ise mülteci sayısı değil, mültecilerin göç için tercih ettiği yerlerdir. Bu bağlamda, Batılı ülkelerin mültecilere yaklaşımın daha pasif olduğu gözleniyor. Yani, mülteciler göç etmek için yaşam standartları daha yüksek ülkeler yerine yine yoksul ülkeleri tercih ediyor.

Ülkelere mülteci kabulü yapılırken göz önüne alınması gereken farklı riskler bulunur. Göç hareketleri doğru yönetilemediği takdirde toplumlar krizlere hatta kaosa sürüklenebilir. Bu sebeple de dünyanın her yerinde mültecilere karşı eşit bir tavır sergilenmez.

Mültecileri “zorunlu göçmen” olarak nitelendirmek mümkün müdür? Zorunlu göçmen, günümüz medyasında sık sık dile getirilen bir ifadedir. Bu bağlamda, zorunlu göçmen uluslararası sınırlar kapsamında istek dışında yer değiştirme anlamında kullanılır. Bu terimin yasal bir karşılığı yoktur ve evrensel olarak kabul edilen bir tanımı da bulunmaz. Ancak, mülteci kavramı hem uluslararası hem de bölgesel yasalarda karşılığı olan bir kavramdır. Bu yasalar doğrultusunda devletler; mültecilere karşı hukuki yükümlülüğünü kabul etmiştir.

Mülteci olan kişileri zorunlu göçmen olarak değerlendirmek, anlam karmaşasına neden olur. Bu sebeple de mültecilerin hukuki olarak kazandıkları haklar, başka taraflara doğru kayabilir. Olası karmaşanın önüne geçmek aamacıyla mülteciler için zorunlu göçmen benzetmesi yapılmaması gerekir.

Mülteci olmanın zorlukları çoktur. Mülteci olmanın zorlukları aslında insanın kendine sorabileceği çok basit soruların cevabında saklı. Bu bağlamda; mültecilerin aslında nerede yaşadığı, sevdiklerinin şu an nerede olduğu, geçmişte biriktirdiği anıların neler olduğunu düşünmek lazım. İnsanın alıştığı yaşam biçiminden ve sevdiklerinden uzak olması normal koşullarda bile oldukça zordur. Bunun üzerine bir de savaşlar ve ölümler eklenince mülteci olarak yaşama devam etmek hem fiziksel hem de psikolojik açıdan oldukça zor bir durumdur.

Türkiye, mülteci meselesi konusunda dünyaya vicdanın varlığını hatırlatmış durumdadır. Bu bağlamda, dünya genelindeki en fazla mültecinin de Türkiye’de bulunduğu biliniyor. Burada yaşamlarına devam eden mülteciler ise hem insani olarak hem de hukuki olarak oldukça değer görüyor.

İslam öğretileri doğrultusunda mültecilere karşı nasıl bir duruş sergilenmeli? İslam tarihi göz önüne alındığında mülteciliğin bir nevi hicret olduğu benzetmesi yapılabilir. Bu noktada, tebliğ görevi üstlenen çok sayıda peygamberin topraklarından zorla göç ettirildiği biliniyor. Hz. Muhammed ve dostlarının Mekke’den Medine’ye hicret etmesi de bu konuya verilebilecek en güzel örnektir.

Hicret sırasında Ensar ve Muhacirler arasında oluşan paylaşımcı ilişki günümüzdeki mülteciliğe karşı sergilenmesi gereken tavırdır. Kuran-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“Muhacirlerin ve Ensar’ın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuştur. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur.” (Tevbe Suresi, 100. Ayet)

Buradan da anlaşılabileceği üzere, evsiz kalana yardım eli uzatmak, aynı zamanda Allah’ın da rızasını almanın bir yoludur.

 

 

 

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 30-Eyl-2020
İpek Atacan
Yazar

Kuran-ı Kerim, İslamiyet’in temel unsurudur ve ayetlerin tefsir yorumlaması yapılırken tarihten faydalanılır. Tarih, insan toplumlarının geçmişten bugüne taşıdıkları olay ve tecrübeler bütünüdür.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 23-Eyl-2020
Khadija-Nassar-150×150-1
İpek Atacan
Yazar

İslam ülkelerinin varlığı dünya ekonomisi konusunda belli bir paya sahiptir. Bazı İslami haber kaynaklarında bu ekonomik düzenin İslamiyet tarihinde yaşanan siyasi değişimlerden etkilendiğine dikkat çekilir.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 18-Eyl-2020
no-woman-photo-150x150
İpek Atacan
Yazar

Ortadoğu ve Asya bölgesinde doğan İslami finans kavramı, zaman içerisinde büyük bir gelişme göstererek Avrupa ülkeleri ve Amerika tarafından da tanınmaya başlamıştır. Bu kavramın temelinde finans ve ekonomi faaliyetlerinde İslami kurallara uyulması yer alır.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 14-Ağu-2020
Author
İpek Atacan
Yazar

Müslümanlar, Allah’a ibadet etmekle yükümlüdürler. Kur’an-ı Kerim’e ve sünnetlere uygun olarak çeşitli ibadetlerde bulunulabilir. İbadetlerin doğru yapılması, hangi niyetle yapıldığı gibi durumlar değerlendirilerek yapılan ibadetler kabul edilir.

Devamı Devamı